İşte tüm bu ve benzeri soruların kaynağına inip, cevaplarını araştıran sosyal bilimciler, üç ana katmanın kalıplarına ulaşırlar:
1- Dış dünya katmanı,
3- İç dünya katmanı,
2- Dil ve kültür katmanı.
1- Bir günde, Dış dünyamızdan, binlerce mesaj alırız. İletişim araçları tv, radyo, gazete, dergi, sosyal medya vs. vs. Gündelik yaşamımızda ki arkadaşlardan, diğer kişilerden, olaylardan, gördüklerimizden, duyduklarımızdan vs. vs. Binlerce mesaj bombardımanı ile karşı karşıya kalmaktayız.
3- İç dünyamız; dış dünyamızdan gelen bu binlerce mesajı, alır. Beyin süzgecimizde, süzer. Eler ve gereksinim duyduğu, uygun bulduğu mesajları içselleştirir. Ve hafızamıza depolar.
2- Dış ve iç dünyamız arasında öyle bir katman vardır ki elektrikli bir motor gibi dış ve iç dünyamızın tüm bağlantı ağlarını, anında kesip atar. Baskı uygular. İç dünyamıza kapanmaya ve/veya tamamen dış dünyamıza odaklanmamıza neden de olabilir. Kendimizden, özümüzden koparabilir! Doğduğumuz andan itibaren içinde bulunduğumuz dilin ve kültürün, kişiliğimizin üzerinde öyle bir etkisi vardır ki duyu, düşünce, davranış, karar alma... gibi bir çok alanda görünmez bir biçimde baskılayıcı, kalıplayıcı bir etkisi vardır. İşte bu, dil ve kültürden oluşan "tabulaşmış kalıplarımızın" çoğu zaman farkında olmayız! Sorgulamayız! Taaa ki güncelimizde yaşanan veya içinde bulunduğumuz durumla çatışana kadar.
Dil ve kültür katmanında ki tabulaşan kalıplarımızı, çoğu zaman sorgulamaya dahi tabi tutmayız! Şartsız ve koşulsuz bir şekilde içselleştiririz! Bu kalıplaşan kabullerimizi, tutumlarımızı, davranışlarımızı, düşünce sistemimizi, inançlarımızı, algılarımızı, kararlarlarımızı, sorgulamadan, olduğu gibi kabul edip içselleştirdiğimiz için; bir anlamda "zihnimizin komutanları" gibi davranırlar. Her hangi bir durum karşısında; istemsiz bir refleks gibi şartlandırılan kalıplarımız, anında olaylara müdehale etmemize neden olurlar! Müdehale etmesek bile, o yönde düşünmemize, fikir sahibi olmamıza ve karar almamıza sebep olur, yani kalıplarlar!
Dış ve iç dünyamızda gelişen olayların, kalıplanmış bir insan için pek de bir önemi yoktur. Çünkü araştırmaz, sorup sorgulamaz, içselleştirmez... Çünkü dil ve kültür katman kalıbı, dış ve iç dünyamızın tüm bağlantılarını söküp atmıştır. İşte o görünmeyen kalıplar, sorgusuz sualsiz devreye girmiş; zihnimizin komutanları emir vermiştir! Artık mantık aramak boşunadır! Çünkü mantık, devre dışı kalmıştır...
Bilerek veya bilmeyerek oluşan "şartlandırılmış algı çemberi"nin dışına çıkmak, öze ulaşmak mümkün müdür? Elbette mümkündür. Şöyle ki:
İçinde bulunduğumuz ortam ve şartlar değişir, somut gerçeklerle yüzleşilirse, evet. Gerçeklerin, gereksinimlerin, duygu ve düşüncelerin iç dinamikleri; dil ve kültürden oluşan kalıplanmış algı çemberi ile çatışırsa, evet. O da yetmez! Dış ve iç dünyamızın tüm gerçeklerini kökünden kesen zihnimizin komutanları olan dil ve kültür sistemimizin, temelden değişmesi ve/veya devre dışı kalması gerekir ki bu da acı gerçeklerin, birey yada toplumun kalıplarını temelden yıkması, öze ulaşması, diğer bir deyişle "zihinsel bir sıçrama" ile mümkündür.
İşte bu durum:
İstemsiz davranışlarımızın, harekete geçiş tetikleyicilerimizin, karar alış süreçlerimizin, güdüleniş ortamlarımız... gibi kalıplarımızın; karar alış süreçlerimizi etkileyen tüm köprülerin, temelden yıkılmasını ve yüksek bilinçli bir bakış açısının zihnimize yerleştirmemizle mümkündür. Kişi ve/veya toplum, kendisiyle yüzleşmeli; gönüllü mahkumiyet zincirleri kırılmalı. Ve bilinçli bir algı sıçramasına geçilmelidir. Her ne kadar da olsa, iç dinamikleri tetikleyen ortam ve şartların zorlaması ile uzun vadede bu mümkün olsa da ömür denilen süreçler için bu olasılık çok kısa! Birey veya toplumun "algı sıçraması" yapması dermek, söylemesi kolay ama yapması çok zor bir durumdur. Ama mümkündür. Gerçeği, var olduğu gibi görmek ve kabullenmek, yüzleşmek ve zaman geçirmeksizin, çözüm odaklı mücadele etmekle mümkündür. Olmazsa olmaz bu gerekçeler, telafisi mümkün olmayan tehlikelerin, yıkımların ve tesimiyetin önlenmesi için yaşamsal önemdedir.
Gerçi dış ve iç dünya temsilleri, dinamikleri; dil ve kültürün dinamikleri ile sürekli bir şekilde çatışma halinde olsa da bu süreçleri hızlandıracak, katalizör etkisi yapacak olguları, akılcı ve bilimsel yöntemlerle birlikte, acilen devreye sokmak, zaruridir. Devinim yoksa, esaret kaçınılmaz sonuçtur. Arada ki mesafeyi kapatmak için ise yürümek değil; koşmak gerekir, koşmak. Karanlıkları aydınlatmak. Kanayan yarayı; pansumanla geçiştirmek değil, kanamayı durdurmak gerekir...
Kendi hayatımızı, an'ımızı bireysel ve toplumsal hayatımızı... trübünden izlemek yerine; sahaya inip, doğum ile ölüm aralığında ki hayat dansımızı, başkaları bizim adımıza değil, bilakis kendimiz yapmalıyız. Kendi yaşantımız ile ilgili öncelikler listemiz; eğer ki bağımsız, özgün ve kendi oluşturduğumuz liste değil ise potansiyel tehlike her zaman var demektir. Diğer bir deyişle; Ali gelir, Veli gider. Ömür geçer ama süreç devam eder. Sonuç odaklı durum, asla değişmez! Bilinçli bir algı sıçraması yapabilen bireyler veya toplumlar; tünelin sonunda ki ışığa, ellerindeki akılcı-bilimsel yol haritası rehberliğinde, kısa sürede ulaşabilirler ama diğer durumdakiler için bu mümkün değildir. Örnek mi?
Örnek, M. K. Atatürk gibi ezilen-sömürülen toplumlara ancak yüzyılda bir gelen bir kurtarıcı/dahi ile mümkün olabilir. Atatürk, T. C. Devletini kurarken yaptığı temel devrimlerle, köklü bir değişim- dönüşümü gerçekleştirmiştir. Yıkılan, İmparatorluk kalıntılarından; tarıma dayalı toplum yapısını değiştirmiş, akıl be bilim sayesinde, çağdaş topluma geçiş süreçlerinde bir sıçrama yapmıştır. Söz konusu bu zihinsel sıçramayı gerçekleştirirken. en yakınında ki yol arkadaşlarıyla dahi ters düşse bile ikna etmeyi ve birlikte geleceğe yürümeyi gerçekleştirebilmiştir. İşte tüm bu gerekçelerle; elimizde, M. K. Atatürk gibi müthiş bir deneyim/kazanım var. Bunun bilincinde olmak ve onun yol haritasını güncelleyip, uygulamak; işimizi kolaylaştırsa da bunun için güçlü bir iradenin olması, olmazsa olmazımızdır. Başka bir seçeceğimiz de yoktur. Yolumuz uzun ve bir çok engellerle dolu. Farkında olmanın farkına varsak da varmasak da ne yaşayabileceğimiz başka bir dünya var ve ne de ikinci bir hayatımız var, ortada. "Kültürel Kalıplar'ının esaretinden kurtulabilenler için; Cennet ile Cehennem, doğum ile ölüm aralığındadır". İşte bu gerekçeyle, ulaşmamız gereken hedefin yolu uzun, taş-diken vs engellerle, tuzaklarla dolu! Böylesi bir yolculuğun, bilincinde olmak; sabırla ve akılcı-bilimsel yöntemlerle o yönde adımlarımızı atmak mecburiyetindeyiz. İçinde bulunduğumuz tünelin ortam ve şartlarına, karanlığına teslim olmadan; tünelin sonunda ki ışığa doğru inançla, sabırla ve kararlılıkla, yılmadan yürümek değil, koşmak gerekir. Çünkü kapanması gereken makas açısı ve kaybedilmiş uzun bir zaman dilimi vardır.
Not: Bu makaleyi yazmamda ki önemli etken, Prf. Dr. Erol Manisalı'nın son makalesinden etkilenmiş olmamdır. Manisalı'ya göre; İnsanlığın şu anda, içinden geçmekte olduğu süreç, vahim durumda.
Makalenin özeti şöyle:
"... Kovid-19, Almanya ve Fransa laboratuvarlarında üretildi. ABD. de geliştirildi. Önce Çin'de, daha sonra tüm dünyaya uçaklar vasıtasıyla yaygınlaştırıldı! G5 ve G6 teknolojilerine geçmenin alt yapısını oluşturmak için önümüzdeki süreçte robotlar genel müdür, fabrika müdürü, üst düzey yönetici vs. Olacak! Robotlara cip takılıyor ama insanlara cip takımasını kabul ettirmek gerekiyor! Bunun için Kovit-19 pandemisi laboratuvarlarda geliştirildi! Aşı yapılırken, insanlara cip de takılacak! İngiltere'de G5 merkezine göstericilerin saldırması, tahrip etmesi bu yüzden!... 1947'de uzaylılar ile temasa geçildi! ABD açıklamıyor ama uzay teknolojisi bilgileri alındı, zamanla yaşama uygulandı! Uzay teknolojisi olan Web ağı, bilgisayar, tablet, cep telefonu vs. ile pandemi aşısı sayesinde, insanlara cipler takılacak ve insanlar kontrol altına alınacak..."
Bu korkunç iddialar eğer ki gerçekleşir ve insanlığın köleleşmesi anlamında ki bu süreç işlemeye başlarsa, vay insanlığın geleceğine...
Hayat Dansı
Ben, yürümek değil;
koşmak istiyorum, koşmak.
Kendi hayatımı trübünden izlemek değil,
Sahada mücadele eden oyuncu, olmak istiyorum.
Neden anlamıyorsunuz, neden?
Ve ben yine,
evrensel ilke ve değerler musikisi eşliğinde;
Doğum ile ölüm arasında ki
Sadece bana özel o süreçte,
Kendi hayat dansımı özgürce,
icra etmek, istiyorum.
Hepsi bu kadar.
Yok, hata yaparmışım;
doğru karar alamaz, aldanır-aldatılırmışım...!
Tüm bunlardan, sana ne?
Sana ne arkadaş, sana ne?
Doğru ile yanlış da var, 'Hayat dansı' dediğimde.
Aklımı, irademi... yok sayman, niye?
Bu yetki ve cesareti...
Ben vermedim, vermem ki size!
Çek o kirli ellerini, üzerimden;
Gölge etme, başka bir şey istemem senden.
Ben, koşmak;
Sahada mücadele eden oyuncu olmak,
düşmek ve düştüğüm yerden tekrar kalkmak;
Kendi hayat dansımı,
yine kendim yapmak, istiyorum.
Neden anlamıyorsun ki neden?
İnsanım ben, insan.
Kölen değilim ki kölen!
Algılarımla, kararlarımla, tercihlerimle;
güncelimle, hayatımla... oynama;
Oynama, yeter!
Hem sen, kim oluyorsun ki?
Benim adıma, benim yerime
Ve benim hakkımda, hayati kararlar alıyor;
İçinde benim olmadığım o kararları,
yine bana karşı uyguluyorsun!
Sorgusuz, sualsiz; kul-kölelik bekliyorsun!
Dört bir tarafından kuşattığın
Ve bir sarmal içine çekmeye çalıştığın...
İşte o hayat var ya o hayat, benim.
Nerede kaldı benim duygularım,
düşüncelerim, güncelim, özelim;
Geleceğim, temel hak ve özgürlüklerim...
Nerede kaldı ki nerede?
Bir anlamı, karşılığı var mı, sende?
Üstelik, kene gibi çöreklenmişsin üzerime!
Kanımdan besleniyorsun bir de!
Hayır, hayır, hayır...
Kesinlikle, kabul etmiyorum.
Reddediyorum, Red.
İşin aslı, işte o kadar.
Doğuştan gelen tüm hak ve özgürlüler...
Bana emanet, bana.
Bu gasp, hangi hukukta var; Söyler misin?
Ve hangi hakla?
Yok, böyle bir dünya!
Olmaz, olamaz da asla.
Üstelik bu çağda, hem de 21. yy'da!
"Eğer ki böyle bir dünya varsa,
veya yaratılmak isteniyorsa...
Düzen, çıldırmış olmalı ki
Faşizmin postalı, egemen olmuştur iktidara..!".
Bir de "kölelik kalktı" diyorsunuz;
Demokrasi, insan hakları;
Evrensel ilke ve değerlerden bahsediyorsunuz!
Pöööhhh... Hadi ordan, hadi ordan;
Yerer ki gölge etme, çekil aradan!
Bana yeter, can veren yaradan.
Nokta.
A. Y. 16/05/2020


