"Karanlığa paydos", aydınlığa merhaba

"BASIN, MİLLETİN MÜŞTEREK SESİDİR" K. ATATÜRK

AYDIN DÜŞÜNCE

Karanlıkları aydınlatalım

Bu Blogda Ara

Sayfalar

17 Mayıs 2020 Pazar

Zihnimizin Komutanları

Neye göre, hangi durumlarda; nasıl ve ne yönde karar veririz? Aldığımız kararlar, acaba bizi nereye götürür? İçimize sinmiş, özgün kararlarımız mıdır? Karar alma süreçlerimizi, doğrudan veya dolaylı olarak bire bir etkileyen, yönlendiren, şartlandıran... etkenlerin, kaynağında ne vardır?..
     İşte tüm bu ve benzeri soruların kaynağına inip, cevaplarını araştıran sosyal bilimciler, üç ana katmanın kalıplarına ulaşırlar:
1- Dış dünya katmanı,
3- İç dünya katmanı,
2- Dil ve kültür katmanı.

1- Bir günde, Dış dünyamızdan, binlerce mesaj alırız. İletişim araçları tv, radyo, gazete, dergi, sosyal medya vs. vs. Gündelik yaşamımızda ki arkadaşlardan, diğer kişilerden, olaylardan, gördüklerimizden, duyduklarımızdan vs. vs. Binlerce mesaj bombardımanı ile karşı karşıya kalmaktayız.
3- İç dünyamız; dış dünyamızdan gelen bu binlerce mesajı, alır. Beyin süzgecimizde, süzer. Eler ve gereksinim duyduğu, uygun bulduğu mesajları içselleştirir. Ve hafızamıza depolar.
2- Dış ve iç dünyamız arasında öyle bir katman vardır ki elektrikli bir motor gibi dış ve iç dünyamızın tüm bağlantı ağlarını, anında kesip atar. Baskı uygular. İç dünyamıza kapanmaya ve/veya tamamen dış dünyamıza odaklanmamıza neden de olabilir. Kendimizden, özümüzden koparabilir! Doğduğumuz andan itibaren içinde bulunduğumuz dilin ve kültürün, kişiliğimizin üzerinde öyle bir etkisi vardır ki duyu, düşünce, davranış, karar alma... gibi bir çok alanda görünmez bir biçimde baskılayıcı, kalıplayıcı bir etkisi vardır. İşte bu, dil ve kültürden oluşan "tabulaşmış kalıplarımızın" çoğu zaman farkında olmayız! Sorgulamayız! Taaa ki güncelimizde yaşanan veya içinde bulunduğumuz durumla çatışana kadar.
          Dil ve kültür katmanında ki tabulaşan kalıplarımızı, çoğu zaman sorgulamaya dahi tabi tutmayız! Şartsız ve koşulsuz bir şekilde içselleştiririz! Bu kalıplaşan kabullerimizi, tutumlarımızı, davranışlarımızı, düşünce sistemimizi, inançlarımızı, algılarımızı, kararlarlarımızı, sorgulamadan, olduğu gibi kabul edip içselleştirdiğimiz için; bir anlamda "zihnimizin komutanları" gibi davranırlar. Her hangi bir durum karşısında; istemsiz bir refleks gibi şartlandırılan kalıplarımız, anında olaylara müdehale etmemize neden olurlar! Müdehale etmesek bile, o yönde düşünmemize, fikir sahibi olmamıza ve karar almamıza sebep olur, yani kalıplarlar!
    Dış ve iç dünyamızda gelişen olayların, kalıplanmış bir insan için pek de bir önemi yoktur. Çünkü araştırmaz, sorup sorgulamaz, içselleştirmez... Çünkü dil ve kültür katman kalıbı, dış ve iç dünyamızın tüm bağlantılarını söküp atmıştır.  İşte o görünmeyen kalıplar, sorgusuz sualsiz devreye girmiş; zihnimizin komutanları emir vermiştir! Artık mantık aramak boşunadır! Çünkü mantık, devre dışı kalmıştır...

Bilerek veya bilmeyerek oluşan "şartlandırılmış algı çemberi"nin dışına çıkmak, öze ulaşmak mümkün müdür? Elbette mümkündür. Şöyle ki:
İçinde bulunduğumuz ortam ve şartlar değişir, somut gerçeklerle yüzleşilirse, evet. Gerçeklerin, gereksinimlerin, duygu ve düşüncelerin iç dinamikleri; dil ve kültürden oluşan kalıplanmış algı çemberi ile çatışırsa, evet. O da yetmez! Dış ve iç dünyamızın tüm gerçeklerini kökünden kesen zihnimizin komutanları olan dil ve kültür sistemimizin, temelden değişmesi ve/veya devre dışı kalması gerekir ki bu da acı gerçeklerin, birey yada toplumun kalıplarını temelden yıkması, öze ulaşması, diğer bir deyişle "zihinsel bir sıçrama" ile mümkündür.
        İşte bu durum:
İstemsiz davranışlarımızın, harekete geçiş tetikleyicilerimizin, karar alış süreçlerimizin, güdüleniş ortamlarımız... gibi kalıplarımızın; karar alış süreçlerimizi etkileyen tüm köprülerin, temelden yıkılmasını ve yüksek bilinçli bir bakış açısının zihnimize yerleştirmemizle mümkündür. Kişi ve/veya toplum, kendisiyle yüzleşmeli; gönüllü mahkumiyet zincirleri kırılmalı. Ve bilinçli bir algı sıçramasına geçilmelidir. Her ne kadar da olsa, iç dinamikleri tetikleyen ortam ve şartların zorlaması ile uzun vadede bu mümkün olsa da ömür denilen süreçler için bu olasılık çok kısa! Birey veya toplumun "algı sıçraması" yapması dermek, söylemesi kolay ama yapması çok zor bir durumdur. Ama mümkündür. Gerçeği, var olduğu gibi görmek ve kabullenmek, yüzleşmek ve zaman geçirmeksizin, çözüm odaklı mücadele etmekle mümkündür. Olmazsa olmaz bu gerekçeler, telafisi mümkün olmayan tehlikelerin, yıkımların ve tesimiyetin önlenmesi için yaşamsal önemdedir.
           Gerçi dış ve iç dünya temsilleri, dinamikleri; dil ve kültürün dinamikleri ile sürekli bir şekilde çatışma halinde olsa da bu süreçleri hızlandıracak, katalizör etkisi yapacak olguları, akılcı ve bilimsel yöntemlerle birlikte, acilen devreye sokmak, zaruridir. Devinim yoksa, esaret kaçınılmaz sonuçtur. Arada ki mesafeyi kapatmak için ise yürümek değil; koşmak gerekir, koşmak. Karanlıkları aydınlatmak. Kanayan yarayı; pansumanla geçiştirmek değil, kanamayı durdurmak gerekir...

Kendi hayatımızı, an'ımızı bireysel ve toplumsal hayatımızı... trübünden izlemek yerine; sahaya inip, doğum ile ölüm aralığında ki hayat dansımızı, başkaları bizim adımıza değil, bilakis kendimiz yapmalıyız. Kendi yaşantımız ile ilgili öncelikler listemiz; eğer ki bağımsız, özgün ve kendi oluşturduğumuz liste değil ise potansiyel tehlike her zaman var demektir. Diğer bir deyişle; Ali gelir, Veli gider. Ömür geçer ama süreç devam eder. Sonuç odaklı durum, asla değişmez! Bilinçli bir algı sıçraması yapabilen bireyler veya toplumlar; tünelin sonunda ki ışığa, ellerindeki akılcı-bilimsel yol haritası rehberliğinde,  kısa sürede ulaşabilirler ama diğer durumdakiler için bu mümkün değildir.           Örnek mi?
Örnek, M. K. Atatürk gibi ezilen-sömürülen toplumlara ancak yüzyılda bir gelen bir kurtarıcı/dahi ile mümkün olabilir. Atatürk,  T. C. Devletini kurarken yaptığı temel devrimlerle, köklü bir değişim- dönüşümü gerçekleştirmiştir.  Yıkılan, İmparatorluk kalıntılarından; tarıma dayalı toplum yapısını değiştirmiş, akıl be bilim sayesinde, çağdaş topluma geçiş süreçlerinde bir sıçrama yapmıştır. Söz konusu bu zihinsel sıçramayı gerçekleştirirken. en yakınında ki yol arkadaşlarıyla dahi ters düşse bile ikna etmeyi ve birlikte geleceğe yürümeyi gerçekleştirebilmiştir. İşte tüm bu gerekçelerle; elimizde, M. K. Atatürk gibi müthiş bir deneyim/kazanım var. Bunun bilincinde olmak ve onun yol haritasını güncelleyip, uygulamak; işimizi kolaylaştırsa da bunun için güçlü bir iradenin olması, olmazsa olmazımızdır. Başka bir seçeceğimiz de yoktur. Yolumuz uzun ve bir çok engellerle dolu. Farkında olmanın farkına varsak da varmasak da ne yaşayabileceğimiz başka bir dünya var ve ne de ikinci bir hayatımız var, ortada. "Kültürel Kalıplar'ının esaretinden kurtulabilenler için; Cennet ile Cehennem, doğum ile ölüm aralığındadır". İşte bu gerekçeyle, ulaşmamız gereken hedefin yolu uzun, taş-diken vs engellerle, tuzaklarla dolu! Böylesi bir yolculuğun, bilincinde olmak; sabırla ve akılcı-bilimsel yöntemlerle o yönde adımlarımızı atmak mecburiyetindeyiz. İçinde bulunduğumuz tünelin ortam ve şartlarına, karanlığına teslim olmadan; tünelin sonunda ki ışığa doğru inançla, sabırla ve kararlılıkla, yılmadan yürümek değil, koşmak gerekir. Çünkü kapanması gereken makas açısı ve kaybedilmiş uzun bir zaman dilimi vardır.

Not: Bu makaleyi yazmamda ki önemli etken, Prf. Dr. Erol Manisalı'nın son makalesinden etkilenmiş olmamdır. Manisalı'ya göre; İnsanlığın şu anda, içinden geçmekte olduğu süreç, vahim durumda.
Makalenin özeti şöyle:
"... Kovid-19, Almanya ve Fransa laboratuvarlarında üretildi. ABD. de geliştirildi. Önce Çin'de, daha sonra tüm dünyaya uçaklar vasıtasıyla yaygınlaştırıldı! G5 ve G6 teknolojilerine geçmenin alt yapısını oluşturmak için önümüzdeki süreçte robotlar genel müdür, fabrika müdürü, üst düzey yönetici vs. Olacak! Robotlara cip takılıyor ama insanlara cip takımasını kabul ettirmek gerekiyor! Bunun için Kovit-19 pandemisi laboratuvarlarda geliştirildi! Aşı yapılırken, insanlara cip de takılacak! İngiltere'de G5 merkezine göstericilerin saldırması, tahrip etmesi bu yüzden!...  1947'de uzaylılar ile temasa geçildi! ABD açıklamıyor ama uzay teknolojisi bilgileri alındı, zamanla yaşama uygulandı! Uzay teknolojisi olan Web ağı, bilgisayar, tablet, cep telefonu vs. ile pandemi aşısı sayesinde, insanlara cipler takılacak ve insanlar kontrol altına alınacak..."
Bu korkunç iddialar eğer ki gerçekleşir ve insanlığın köleleşmesi anlamında ki bu süreç işlemeye başlarsa, vay insanlığın geleceğine...

Hayat Dansı 

Ben, yürümek değil; 
koşmak istiyorum, koşmak. 
Kendi hayatımı trübünden izlemek değil, 
Sahada mücadele eden oyuncu, olmak istiyorum. 
Neden anlamıyorsunuz, neden? 
Ve ben yine, 
evrensel ilke ve değerler musikisi eşliğinde; 
Doğum ile ölüm arasında ki 
Sadece bana özel o süreçte, 
Kendi hayat dansımı özgürce, 
icra etmek, istiyorum. 
Hepsi bu kadar. 

Yok, hata yaparmışım;  
doğru karar alamaz, aldanır-aldatılırmışım...! 
Tüm bunlardan, sana ne?  
Sana ne arkadaş, sana ne? 
Doğru ile yanlış da var, 'Hayat dansı' dediğimde. 
Aklımı, irademi... yok sayman, niye? 
Bu yetki ve cesareti... 
Ben vermedim, vermem ki size!   
Çek o kirli ellerini, üzerimden; 
Gölge etme, başka bir şey istemem senden. 
Ben, koşmak; 
Sahada mücadele eden oyuncu olmak, 
düşmek ve düştüğüm yerden tekrar kalkmak; 
Kendi hayat dansımı, 
yine kendim yapmak, istiyorum. 
Neden anlamıyorsun ki neden? 
İnsanım ben, insan. 
Kölen değilim ki kölen! 
Algılarımla, kararlarımla, tercihlerimle; 
güncelimle, hayatımla... oynama; 
Oynama, yeter!  

Hem sen, kim oluyorsun ki? 
Benim adıma, benim yerime
Ve benim hakkımda, hayati kararlar alıyor; 
İçinde benim olmadığım o kararları, 
yine bana karşı uyguluyorsun! 
Sorgusuz, sualsiz; kul-kölelik bekliyorsun! 
Dört bir tarafından kuşattığın 
Ve bir sarmal içine çekmeye çalıştığın... 
İşte o hayat var ya o hayat, benim. 
Nerede kaldı benim duygularım, 
düşüncelerim, güncelim, özelim; 
Geleceğim, temel hak ve özgürlüklerim... 
Nerede kaldı ki nerede? 
Bir anlamı, karşılığı var mı, sende? 
Üstelik, kene gibi çöreklenmişsin üzerime! 
Kanımdan besleniyorsun bir de! 
Hayır, hayır, hayır... 
Kesinlikle, kabul etmiyorum. 
Reddediyorum, Red. 
İşin aslı, işte o kadar. 
Doğuştan gelen tüm hak ve özgürlüler... 
Bana emanet, bana. 
Bu gasp, hangi hukukta var; Söyler misin? 
Ve hangi hakla? 
Yok, böyle bir dünya! 
Olmaz, olamaz da asla. 
Üstelik bu çağda, hem de 21. yy'da! 
"Eğer ki böyle bir dünya varsa, 
veya yaratılmak isteniyorsa... 
Düzen, çıldırmış olmalı ki 
Faşizmin postalı, egemen olmuştur iktidara..!". 
Bir de "kölelik kalktı" diyorsunuz; 
Demokrasi, insan hakları;  
Evrensel ilke ve değerlerden bahsediyorsunuz!  
Pöööhhh... Hadi ordan, hadi ordan; 
Yerer ki gölge etme, çekil aradan! 
Bana yeter, can veren yaradan. 
Nokta. 
A. Y.     16/05/2020 








27 Nisan 2020 Pazartesi

‘Kendi Hayatımızın Efendisi’ Olmak

Bir insanın, kendi iç dünyasında, “kendisine çizmiş olduğu sınırlar kadar, aşılması zor bir sınır" yoktur. Üstelik bu sınırlar içine, kendi kendimizi hapsettiğimiz gibi özgürlüklerimizi de sınırlandırmış oluruz! "Özgürlükler Evreninde” kendimize çizmiş olduğumuz  sınırlar kadar özgürlüğümüz  oldugunu bilir ama yine de bu sınırları aşmak için kendimizle savaşmayı göze almak istemeyiz! Kendisiyle mucadele eden, özüne erişen, kendini aşan kişi, kalıplarını  yıkan, sınırlarını aşan kişidir. Onun vereceği kararlar, Özgür iradesinin yansımalarıdır. Vicdani hürdür. Kalıpların ve çevresinin baskıları, dayatmaları ve yönlendirme çabaları; onun vereceği kararlarda veya atacağı adımlarda etkili olmaz/olamaz. Kararları özgündür ve vicdanına karşı sorumlu olduğu için, sorumluluklar bilinci içinde, uyumlu yaşar. Çünkü gücünü, özünden alır. Kendisine, özüne  yabancılaşmaz, başkası değil kendisi olur.

 İç ve dış dünyamız ile kültürün dayatmış olduğu yıkılması gereken o kadar çok kalıplarımız ve sınırlarımız vardır ki bunlar, özümüze ve özgürlüğümüze giden yolda, aşılması gereken engellerdir. İşe önce kendimizden yani kendimizi keşfetmeye başlamakla ilk adımı atmak gerek. Egomuzun tuzağına düşmeden; eksi ve artı yönlerimizi, hatalarımızı, başarılarımızı-başarısızlıklarımızı olduğu gibi kabul etmez ve düzeltmeye çalışmazsak; kendimize yapacağımız bu yolculukta, tekrar başa dönmüş oluruz!
Böylesi durumlarda, beğendiğim çok güzel bir söz var:  
"Benim en büyük rakibim, yine kendimdir".
Kendimize yapacağımız bu iç yolculuk, son nefesimize kadar bitmez. Biter diyen, “kendi sınırları içine kendini hapsetmis ve kalıplarıyla küçük algı dünyasının girdabında dönüp duran zavallılar”dır!

 Evet arkadaş, kendi iç dünyamızın sınırlarını  kaldırmaya, kendi kalıplarımızı-algılarımızı  yıkmaya ve kendi özümüze dönmeye hazır mıyız? Yarın olmaz hemen şimdi.  Şimdi karar vermenin tam da zamanı. Yarin çok geç olabilir! Bir saat sonrasının garantisini, kim verebilir ki? Ya “kendi hayatımızın efendisi olacağız” ya da "kalıplarımızın kölesi olarak; kendimize, özümüze  yabancılaşacak ve ‘sürü psikolojisine’ teslim olacağız ”! Bunun, üçüncü bir seçeneği, kestirmesi  yok, arkadaş...
Dizginleri sizin elinizde olmayan bir hayat, sizin hayatiniz olabilir mi? İyi düşünmeli ve "doğru karar verilmeli” ki "İşte bu hayat benim hayatım, hayatımın her anını dolu dolu yaşıyorum. Yaptığım hatalardan sonuçlar çıkarıyorum" diyebilmelidir her insan.  Kendimize ait olmayan bir hayatı, bilinçsizce yaşamaktan daha acı, ne olabilir ki? 
Dizginleri, elimizde olmayan böyle bir hayat, bizim hayatımız olabilir mi? 
Her şey ama her şey “düşüncede başlar”.
Düşünüyorsam, varım. Düşünmüyorsam, hayat sahnesinin figüranıyım!
Her şey işte bu kadar açık ve net. Düşünmüyor, aklımı kiraya veriyorsam, MOKtur işim!..     

Hayatınızla ilgili kararların alınmasında, etkili olmak istemez misiniz?
Diğer bir deyişle:
“Kendi hayatınızın ‘Efendisi’ olmak” istemez misiniz?...
Cevabınız ‘Evet’ ise kalıplarınızın dışına çıkarak ‘Gözlemci Göz 👁 ile’ yani ‘Akıl Gözü ile’ gözlem yapmanız gerekecek ki bu da kalıplarınızın baskısından-kuşatmasından kurtulup, duygu-düşünce ve iç konuşma sisteminizi, davranışlarınızı, karar alma-verme süreçlerinizi, hayata bakış felsefenizi... zorunlu olarak sık sık güncellemeniz gerekecek, demektir. Zihin bahçenizde ki zararlı ve yabani otları, hasat mevsiminden önce sık sık temizlemezseniz, maddi ve manevi olarak zarar edersiniz.
Niçin, zarar edersiniz?
Çünkü ‘üç ektiğiniz tarladan, bir biçersiniz’ de onun için...
Hayatımızı etkileyen tüm olaylarda, verdiğimiz-vereceğimiz tüm kararların, sonuçlarıyla yüzleştik-yüzleşeceğiz.
Yani ‘ne ekersek, onu biçeriz’. Ne eksik, ne bir fazla.
Arpa ekip de buğday biçeni, gördün mü hiç?

    A.Y.   27/04/2014 -- Ali Yıldız

3 Nisan 2020 Cuma

Varoluşumuza, Kendi Özümüze, Son Çağrı


“Koranaviruslü Günlerimiz, biz İnsanlara, son çağrı mı?
Ellerimizi, elbiselerimizi, evimizi, çevremizi... dezenfekte ediyor ve temizliyoruz.
Amaaa
Kalbimizi, gönlümüzü, ufkumuzu, önyargılarımızı, düşüncelerimizi, duygularımızı, kinimizi, nefretimizi, ayrımcılığı-kayırmacılığı, ayrıştırmayı-kutuplaştırmayı, kamplaştırmayı, ötekileştirme ve bölmeyi, kötü niyetimizi, husumeti, bencilliğimizi, kendi çıkarlarımızı... kısaca paradigmalarımızı kökünden değiştirmeden;
‘Dezenfekte ve temizlik yaptım’ diyebilir misiniz?
Diyen, kendini kandırır!...

Fırsat, işte bu fırsattır. Pekala yapabilir, başarabiliriz. ‘İnsan gibi İnsan’ olabiliriz. Dünyanın en güzel cümlesini ‘Seni Seviyorum’u, önce kendimize, sonra birbirimize açık yüreklilikle, karşılıksız ve çıkarsız bir şekilde, pekala söyleyebiliriz.

Her şeyden önce, Sen ve ben,  ikimiz de insanız. Varoluşumuzdan gelen ‘5 Temel Varoluş İlkeleri’ne inanmak ve uygulamakla sorumluyuz:
1- Sen ve ben varız;
2- Sende ve bende bir bozukluk yok, biz normaliz;
3- Sen ve ben, sevmeye-sevilmeye layığız;
4- Sen ve ben değerliyiz, tekiz;
5- Sen ve ben güçlüyüz; yapabilir, başarabiliriz.

‘Her ne kadar da doğuştan gelen farklılıklarımız olsa bile; Sen, beni tanımasan-sevmesen bile; Seni, çıkarsız-önyargısız seviyorum, arkadaş’. Bunu bilmeni ve unutmamanı, Şartsız-koşulsuz-gönlünden geçtiği gibi sevmeni çok hem de çok istiyorum. Her daim Sağlıklı ve mutlu, gönlüne göre huzurlu kal. Neden mi? Çünkü sen, İnsanlığa lazımsın be arkadaş. Neden lazım olduğunu, neden var olduğumuzu/var olmak zorunda olduğumuzu, ortam ve şartlar her ne olursa olsun asla ama asla unutma/unutturma. Unutma ve unutturma ki sen, İnsan oluşumuzun 5 temel ilkesinden çok ama çok daha değerli ve tek olduğunun ‘bilinçli savunucusu olduğuna’ kararını ver. Bu dünyada, çok farklı bir dünyayı yaşamak-yaşatmak, mümkün.

Biz, ne olduğumuzu ve ne olmadığımızı; çok iyi bilenlerden, olalım. Biz, İnsanız, İnsan. İnsan olmamız, bize yeter de artar bile. Yeter ki sen de ‘İnsan gibi İnsan olmayı’ hele bir dene. ‘İnsan gibi İnsan olmayı denediğin an’ göreceksin ki güneş, tebessümle ve bir başka doğacaktır her yeni güne, geleceğe...
‘Yeniden doğuş’ az mı?
Yeter de artar bile, bize.

Bu işin, şakası yok, arkadaş!
Başka bir kestirme yolu da yok! Başka bir hayatımız da olmadığına göre; el ele, gönül gönüle vererek, hep birlikte, yeniden doğmalıyız her yeni güne...
Sen olmadan, olmaz; olamaz, arkadaş!
Sen olmayınca biz, ‘BİZ’ olamayız ki!

A.Y. 03/04/2020


29 Mart 2020 Pazar

“Bakmak İle Görmek” Farkındalığı

“Dünyayı karmaşaya- bilinmeze sürükleyen Kovit-19 Salgını, dünyanın mevcut tüm alanlarındaki dengeleri alt-üst emekte ve ezberleri ‘ışık hızı ile yıkmaya’ devam etmektedir ki İşte bu tesbit, çok ama çok önemlidir. 21. yy.’ı yaşadığımız şu günlerde, Küresel değişim-dönüşüm süreçlerinin, vahşi kapitalist düzenin insani olgu ve değerleri yok saydığı bir zaman tünelinin içinden çok hızlı bir şekilde geçmekteyiz. Süreçleri, akılcı ve bilimsellik boyutları ile sorgulamaktan öte, odaklanmak gibi bir sorumluluğumuz da vardır ki bu durum varoluş ile paralel, doğru orantılıdır.

Klasik deyimle, ‘21. yy’ın Yeni Dünya Düzeni Kuruluyor’ ve her ülke, hak ettiği yeri alıyor/alacak.
‘Komple Teorisi’ diyerek önemsemeyen, küçümseyen, önlem almakta geciken ülkeler ise kendi içlerine doğru ekonomik, siyasi, kültürel vs. alanlarda, kendiliğinden içe doğru çökerek; yıkımsal bedeller ödemenin çok ağır faturası ile bu gün değilse bile yarın karşılaşacak ve yüzleşeceklerdir! Bu gerçeğin, başka bir kestirme bir yolu da yoktur.

İçinden geçmekte olduğumuz,  küreselleşmiş mevcut süreç, yarının yani 21. yy’ın Yeni  Dünya Düzeninin kurulmasına doğru, çok ani ve çok hızlı bir şekilde, hazırlıksız yakalanarak evrilmektedir.
‘Farkında olmanın farkındalığı’na erişemeyenlerin, yarınları da ol(a)mayacaktır. Neden mi? Mevcut büyük resmin, izah etmekten hiç de sakınmadığı gerçek, bize bunu haykırmaktadır da onun için.
Hazırlıklı olmak lazım, hazırlıklı. Çünkü Kovit-19’un, Kovit-20 Versiyonu da mutasyona uğramakta gecikmeyecektir. Tüm insani değer ve ilkeleri hiçe sayan vahşi kapitalist bir düzende ‘olumsuzluğu, olumluya dönüştürmek isteyenler’ çoktaaan avuçlarını ovuşturmaya başladılar bile!!
Sorulması gereken ana soru şu:
‘Olmak istediğimiz yerde miyiz, olduğumuz yerde miyiz, yoksa olduğumuz yerden içe doğru çökmekte miyiz?’ Evet, evet. ‘Ayak takırtısına koşmayanlar için’ İşte bütün meselenin indirgendiği noktanın yalın gerçeği, budur!
Birey ve/veya Ülke olarak, bu güne kadar neler yaptıklarımızdan daha çok; ‘21.yy Dünya Düzeni’  kurulurken, neler yapmakta olduğumuz ve kararlı-dirençli duruşumuz çok, ama çok daha önemlidir. Neden mi, önemli? Eğer ki ‘Tünelin sonunda ışık yoksa’ bilinmeze yani karanlığa mahkum olmak demek, mecburiyete direnmeden, peşinen teslim olmak, demektir de onun için. Bu durum da olası en kötümser senaryo, demektir ki ancak ve ancak ‘Varlığını sürdürebildiğin süreçler içinde’ varsın. Kovit-19 dünyanın ve ülkelerin tüm ezberlerini-alışkanlık ve davranışlarını kökünden  değiştirmekte; sosyal, ekonomik, siyasal, kültürel, psikolojik, davranışsal...  vs. tüm boyutlarında kalıcı tahribatlara yol açmaya ne yazık ki devam etmektedir. Sadece bizim ülkemiz değil, tüm dünya sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal vs. boyutlarda izole edilmekte ve tüm boyutlarda çöküntü tufanı ile test edilmektedir!
Kovit-19 Kaosu sonrası kurulacak ‘21. YY. Yeni Dünya Düzeni’nde var oluşumuzu sürdürebilmek için; Yarınları kurtarmak adına, bu günden alınacak akılcı ve bilimsel tedbirlerle yarınlarımızı kurtarmamız  lazım. Mutlaka lazım Ama nasıl? Bilim adamlarına göre; Kovit-19 Aşısının bulunması ve uygulanabilmesi için en az 12-18 aylık bir zaman dilimine gereksinim var. Bu süreçte alınan-alınacak önlemler bizi Kovit-19 sonrası kurulacak ‘21. YY. Yeni Dünya Düzeni’ne taşıyacak mı, taşımayacak mı? İşte bütün mesele budur. Sonra ki mücadele, mutasyona uğramış ve üzerimize gelmekte olan Kovit-20 ile olacaktır ki Kovit-19’da kazandığımız/kazanacağımız tecrübe ve deneyimlerimiz, hiç kuşkusuz, biricik yol haritamız, pusulamız olacaktır.
İşte, karşı karşıya olduğumuz durumla mücadelenin, kısa özeti ve genel çerçevesi budur.
Kıssadan hisse:
‘Olaylara sadece bakmakla yetinmeden -Farkında Olmanın Farkındalığına Erişerek- akıl gözü ile geleceği görmek için, Paranın yönünü izlemek ve yalın gerçeği, varoluş-sonuç ilişkileriyle birlikte ‘tümevarımın bütünselliği içinde’ görmek gerek. Diğer bir deyişle ‘Düşünüyorum ve yarınlarda varolmak için aldığım doğru-önleyici kararlar kadar yarınlarda varım,; yok eğer akılcı-doğru  kararlarım yoksa, yarınlarda yokum’. Bu acı gerçeği, hiç bir sanı, doğma  değiştirmez/değiştiremez’. Çünkü hiç bir ortam ve şartın gücü, bu gerçeği değiştirmeye yetmez/yetemez!”.
     A. Y.      26/03/2020

15 Aralık 2010 Çarşamba

Bir haberin perde arkası

Son Posta Gazetesi
Tümevarım adlı makalem
14 Aralık 2010 Salı

Bir haberin perde arkası…

Gazetecilik mesleğini icra edenler çok iyi bilirler. Caddede, sokakta dolaşırken, olmadık yer ve zeminde ister istemez doğru-yanlış birçok bilgi ulaşır. “Bu konu böyle, niye yazmıyorsun” diyenlere “bu konu hakkında bilgi-belgeyi getir” dediğinizde işin doğası değişir! “Bilgim var, ama belgem yok! Sen gazeteci değil misin?  Belgeyi de sen araştır, bul, bu senin görevin değil mi?” dedikten sonraki cümle genellikle şöyle kurulur:
“Tabii yazmazsın, çünkü sen de nemalanıyorsun. Kim bilir ne kadar ‘sus payı’ aldın… Hem kamu adına görev yapıyorsun, hem de çıkarların işin içine girince, yazmıyorsun…” türünden suçlamalara ve/veya ithamlara, imalara maruz kalmanız çoğu zaman kaçınılmazdır.
Gazetecilik mesleğin toplum katmanında oluşan imajı, ne yazık ki böyledir.
***
Bilgi-belge olmadan, haber kaynağınızın size vermiş olduğu bilgiyi doğru olarak kabullenip yazarsanız; konunun muhatabı haklı olarak “Haber yapmadan önce beni arasan, bilgiyi teyit etsen, ona göre bilgilenerek haber yapsan…” diyebilir. Ki çoğu zaman bunu demezler, deme lütfunda bulunmazlar…
            Ne mi yaparlar?
İçten içe kinlenip, “bu benim aleyhime haber/yorum yapıyor. Birileri bunu kullanıyor, haber yaptırıyor, para karşılığı haber/yorum yapıyor…” türünden bir düşünce silsilesini belleğine yerleştirirler.
Çoğu zaman bu durumdaki gazeteci “kendini anlatmakta, kimsenin maşası olmadığını, hiçbir çıkarı olmadığını, tarafsızlık ilkesi içinde hareket ettiğini, kamu adına görev yaptığını, kamunun hakkını-hukukunu koruduğunu…” anlat(a)maz, anlatmakta zorlanır.
 “Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan daha zor olduğu için” gazeteci hakkında yargısız infaz yapılmıştır! Ne yaparsanız yapın bu önyargıyı kıramazsınız. Gıyabınızda hüküm verilmiştir! Yargısız infaz kaçınılmazdır…
***
Yüzme Havuzu ile ilgili geçen sayımızdaki manşet haberimizin ardından, doğru-yanlış birçok bilgi yağmuruna maruz kaldık. Konunun muhataplarını “teyit”  etme anlamında aradık, iletişim kurduk.
            Manşet haberimizde de görüldüğü gibi, Zonguldak kamuoyuna mal olan “Yüzme Havuzu” ile ilgili bilgi ve belgelere ulaştık. Kamunun bilgilenmesi adına bu haberi sizlerle paylaştık.
            Bu bilgi ve belgeler, resmi olarak ilk defa yayınlanmakta ve kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Sanırım bu haberden sonra “spekülasyonlar” sona erer. Kamuoyu doğru ve yeterince bilgi sahibi olur… Haberin özeti, şöyle:

·        17. 02. 2004 tarih ve 3/13 sayılı Zonguldak Belediye Meclis kararıyla onanan Zonguldak Kent Bütünü Revizyon İmar Planlarında bahse konu alan; Emsal=3.00 hmax=7.50 imar hükümle planlanan ticaret alanı, 10 mt.lik sahil şeridini oluşturan bölümü park alanı ve kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında yer alan bölümden oluşmaktadır.
·        Mülkiyeti Belediye Başkanlığı’na ait taşınmaz, yap-işlet-devret modeliyle Belediye Encümeni’nin 25.04.1997 tarih ve 996 sayılı kararı ile Aralel İnşaat Ltd.Şti. adına Davut ACAR’a ihale edilir.
·        İhalede işletme süresi 49 yıldır.
·        İhale neticesinde adı geçen firma ile Belediye Başkanlığı arasında 15.05.1997 tarihinde yapım ve işletme sözleşmesi akdedilir. Akit sonrası 29.06.1999 tarih ve 1/13 sayılı yapı ruhsatı, yapı sahibi olarak Zonguldak Belediyesi (Yap-İşlet-Devret Usulü ile Aralel  İnş.Tic.Ltd.Şti.)’ ne verilir.
·        Belediye Encümeni 18.09.2008 tarih ve 905 sayılı kararı ile taşınmaz üzerinde İmar Kanunu’na, Kıyı Kanunu’na aykırı olduğu tespit edilen yapılaşmaların İmar Kanunu’nun 32. maddesi gereği yıkılmasına ve Kıyı Kanunu’nun 15. maddesinde yapılan atıf doğrultusunda İmar Kanunu’nun 42. maddesi gereği Aralel İnşaat Ltd.Şti’ nin 90.000,00 YTL. İdari para cezası ile cezalandırılması karar altına alınır.
·        İdare Mahkemesi 2008 / 1325 Esas, 2009/ 442 karar sayılı kararı ile “ Encümen kararının para cezasına ilişkin kısmının Anayasa Mahkemesi kararı gereği iptaline, yıkıma ilişkin kısmının reddine” karar vermiş olup; karar halen temyiz aşamasında.
·        07.09.2007 tarih ve 15/119 sayılı Zonguldak Belediye Meclis kararıyla onanan II. Etap Revizyon İmar Planı sınırlarında kalan alanın ticaret alanı olarak planlanan bölümüyle ilgili herhangi bir değişiklik yapılmaz.
·        Taşınmaz üzerinde intifa hakkına sahip Şirketin kat talebine ilişkin herhangi bir imar değişikliği başvurusu yoktur.
·        Şirket tarafından ruhsat başvurusu yapılması halinde, sözleşme hükümlerine ve taşınmazın imar durumuna göre gerekli inceleme yapılmak sureti ile gereği yerine getirilebilinir. Yani “emsal gösterilmek suretiyle” çok katlı iş merkezi imarı alınabilir.
Kamuoyunun gazeteci hakkındaki önyargılarını ve bir haberin perde arkasını “gazeteci gözüyle” bakarak, sizlerle paylaştım.
            Varın, yorumu siz yapın…

17 Mayıs 2010 Pazartesi

TTK'nın Kömür üretiminde ve işçi randımanlarında artış var (Röportaj: 10 Mayıs 2010)

HABER 1
Kömürün tonu 150 doları geçecek


Haber-Fotoğraf: AJANS ZGC67 (ALİ YILDIZ)


Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti Genel Merkezi (ZGC) Genel Başkanı Derya Akbıyık ve Genel Başkan Yardımcısı Ali Yıldız, TTK Genel Müdürü Burhan İnan’a Zonguldak kamuoyunda bir süredir tartışılmakta olunan “ÇATES’in Özelleştirilmesi”ne ilişkin görüşlerini öğrenmek üzere çeşitli sorular sordular.


Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti Genel Merkezi (ZGC) Genel Başkanı Derya Akbıyık ve Genel Başkan Yardımcısı Ali Yıldız, TTK Genel Müdürü Burhan İnan’a Zonguldak kamuoyunda bir süredir tartışılmakta olunan “ÇATES’in Özelleştirilmesi”ne ilişkin görüşlerini öğrenmek üzere çeşitli sorular sordular. Gazetecilerin ısrarlı sorularına rağmen “ÇATES’in Özelleştirilmesi” konusunda görüş beyan etmeyen İnan, kömürün pazarlanması ile ilgili bir başka soruyu cevaplarken:
“… Biz ÇATES’e yılda bir milyon 138 bin ton civarında kömür veriyoruz. Hazır pazarı kimse kaybetmek istemez. Öte yandan hazır pazarın kaybı, başka pazarların ortaya çıkmayacağı anlamına da gelmez. Tüccar olarak düşündüğünüzde; kömürünüzü satıyorsunuz, kimse pazarının kaybını istemez. Açıkçası, statükocu bir tavrı ister istemez geliştirirsiniz. Neticede, hazır pazarımızı kaybetmek istemeyiz. Biz kamu adına kömür üretiyoruz. Onlar da kamu adına elektrik üretiyorlar. Ortada ÇATES’in TTK’ya devri konusunda somut bir şey yok. Varsayımlar üzerine hareket edemeyiz. Şöyle olsa, böyle olsa diye olmamış konular hakkında bir fikir de beyan edemeyiz. ÇATES konusunda söyleyebileceklerim bunlar.” dedi.

Zonguldak taşkömürünün çok değerli bir maden olduğunu, 1980’li yıllarda Erdemir ve Kardemir’in yanı başımızda olmasına rağmen 55 dolar olan kömürümüzün o zamanlar yüzüne dahi bakılmadığını vurgulayan İnan: “Çünkü haklı olarak çok daha ucuza dünya piyasasından alabiliyorlardı. Ticaretin mantığı da onu gerektiriyordu.” dedi. Yine 1980’li yıllarda, bir ara kömürün tonunu 67 dolardan 55 dolara indirdiklerini, ama yine de o dönem satmakta sıkıntılar çektiklerini hatırlatan İnan:
“Şimdi kömürü 150 dolara satıyoruz. Piyasa aktörleri, bu fiyatın daha da yukarıya çıkacağını öngörüyorlar. Artık taş kömürü çok kıymetli bir madendir. Yani dünya piyasasındaki diğer enerji hammaddelerinde olduğu gibi kömürde de bir yükseliş trendi var. Biz de bundan nasibimizi alıyoruz, alacağız. Sonuç olarak; Pazar konusunda mutlaka bir Pazar bulunur, yeter ki elinizde kömürünüz olsun. Üstünde bulunduğumuz madenin ‘kıymet derecesini’ iyi bilmeliyiz.” dedi.

Dünya piyasası aktörlerinden Çin’in 2009 yılında ilk defa piyasalardan aldığı kömürün sattığından fazla olduğunu, neticede ithalatçı konumuna düştüğüne dikkatleri çekti. Dünya kömür piyasasında ithal kömür talepçilerinin taleplerinin karşılanamadığı ve bu nedenle yakın gelecekte kömürün tonunun 150 doları da geçeceğini tahmin ettiğini ifade eden İnan: “Dolayısıyla bu durum, bizim ürettiğimiz değerin (kömürün) önümüzdeki dönemde de fiyatının artacağına işaret ediyor” dedi.




HABER 2

TTK Genel Müdürü Burhan İnan:
"Bu durum, netice itibariyle bir anlamda özelleştirmedir"

Haber-Fotoğraf: AJANS ZGC67 (ALİ YILDIZ)

"Her zaman söylüyorum, Zonguldak’taki aktif ve pasif bütün bileşenlerin, bu yönde el ele vermesi lazım. Kuruma sahip çıkılması lazım. Sahip çıkılmadığı zaman… Elinizde reel bilgiler yok, gerçekçi bilgiler yok. Kurumu tartışıyorsunuz! Bunun kime faydası olur? Hakikaten bunu kamuoyunun vicdanına bırakıyorum."


TTK Genel Müdürü Burhan İnan’a ‘TTK’nın yılda bir milyon 138 bin ton kömür verdiği ÇATES eğer özelleşirse, en önemli pazarını yitirecek olan TTK’nın da özelleşmesi gündeme gelecek’ görüşünün, Zonguldak kamuoyunda yüksek sesle tartışılmakta olunduğu hatırlatılarak bu yöndeki görüş ve düşünceleri soruldu.

Genel Müdür Burhan İnan, Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti (ZGC) Genel Başkanı Derya Akbıyık ve Genel Başkan Yrd. Ali Yıldız’a yaptığı açıklamada: “Bu güne kadar bana TTK’nın özelleşeceği konusunda hiçbir bilgi gelmedi, ima dahi edilmedi. Ben Genel Müdürüm. Benim bilgim dışımda bir şeyler yapıldığını da sanmıyorum. Neticede ‘Böyle bir düşüncemiz var, Genel Müdür bu konuda ne dersiniz (?)’ diye sorulurdu.” diyerek, bu konu hakkında somut herhangi bir gelişme olmadığının altını kalın çizgilerle çizdikten sonra, sözlerine şöyle devam etti:

Böyle bir girişim olduğunu, sanmıyorum. Devlet olarak, Zonguldak Kömür Havzası için çizilmiş bir yol var. Onu görmek lazımdır. Bu yol nedir? ” dedikten sonra:“TTK olarak, işletemediğimiz rezervleri üçüncü şahıslara zaten verdik. Bu durum, netice itibariyle bir anlamda özelleştirmedir. Havzada 22-23 tane irili ufaklı saha var. Armutcuk’ta almadığımız eksi 300 kotunun üstündeki rezervi verdik. Amasra’da çok büyük bir rezervi verdik. Bunun dışında, bu konuda bir şey olması söz konusu değil.” dedi.


Daha sonra, Genel Müdür İnan’a TBMM adına KİT’lerin denetlemesi yapılan Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun 2008 yılı raporunun hatırlatılması üzerine İnan: “Yüksek denetleme kurulu bir tespitte bulunuyor. Emek yoğun çalışılan bu yapıyla kar etmek olanağı yok, diyor. Netice itibariyle yüksek denetleme öneride bulunuyor.

Özelleştirmeye karar verecek olan merci ne TTK, ne de yüksek denetleme kuruludur. Geçmiş yıllarda da benzer öneriler önerilmiş, tespitler yapılmıştır. Bu öneri ve tespitlerden imkânımız dâhilinde olan, gücümüzün yettiklerini, yapabileceklerimizi yapıyoruz. Yapamadıklarımızı da izah ediyoruz.” dedi.


TTK’nın özelleştirilmesi konusunun Zonguldak kamuoyunda sık sık gündeme gelmesini ve tartışılmasını ‘maalesef politik malzeme yapılıyor’ diyerek eleştiren İnan; TTK özelleşiyor-kapanıyor tartışmalarının kuruma ve Zonguldak’a zarar verdiğini, kurum çalışanlarının da, bu durumdan olumsuz olarak etkilendiğini vurguladıktan sonra: “Sizler de biliyorsunuz, TTK’nın özelleştirilmesi söz konusu değil” dedi.

Amaçlarının ‘devlet hazinesine yük olmadan ve kamuoyunda zararıyla tartışılan bir kurum olmaktan çıkarmak, zararı azaltmak’ olduğunu söyleyen İnan, “300 küsur milyon zararın olmasına rağmen, aldığımız tedbirler sayesinde bu rakamları gerilere çektik. Eğer eski anlayışlar devam etmiş olsa, gerekli önlemler alınmamış olsaydı, rakamlar eski yüksek seviyelerine gelebilirdi. Gayretimiz bu zararları düşürmek yönündedir. Her zaman söylüyorum, Zonguldak’taki aktif ve pasif bütün bileşenlerin, bu yönde el ele vermesi lazım. Kuruma sahip çıkılması lazım. Sahip çıkılmadığı zaman… Elinizde reel bilgiler yok, gerçekçi bilgiler yok. Kurumu tartışıyorsunuz! Bunun kime faydası olur? Hakikaten bunu kamuoyunun vicdanına bırakıyorum” dedikten sonra, dikkatleri başka bir boyuta çekerek, sözlerine şöyle devam etti:

“Bu kurumda çok güzel bir birikim var. TTK Türkiye madenciliğinin mektebidir. Bu bilgi ve birikimi, Türkiye madenciliğinin hizmetine sunabilmek amacındayız. İyi bir madenci, zor şartlarda yetişiyor. Sizler de görüyor, duyuyorsunuz; son bir ay içinde Kilimli ve Gelik’ten başmühendislerimizi çok büyük paralar karşılığında Bursa ve diğer bölgelerde açık işletmecilik yapan özel sektörler transfer ettiler. Yer altı madenciliğinde uzmanlaşmış-bilgi ve birikimleri iyi seviyede olan bu arkadaşlarımızdan yararlanmak için kendi bünyelerine transfer ediyor. İyi bir madenci, zor şartlarda yetişiyor. Biz bu yönümüzle de, Türkiye madenciliğine katkı sunmak istiyoruz. Biz bu çabaların içerisindeyiz” diyerek, TTK’nın Türk madenciliği açısından bilinmeyen, göz ardı edilen önemli bir işlevini de gözler önüne serdi.




HABER 3



TTK, Redevanslı sahalardan 10 milyon dolar gelir elde etti


TTK Genel Müdürü Burhan İnan, redevans işletmecilerinden alınan ton başına gelirin miktarı ve nasıl tahsil edildiğine ilişkin kamuoyunu bilgilendirici açıklamalarda bulundu.

Haber-Fotoğraf: AJANS ZGC67 (ALİ YILDIZ)

Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti (ZGC) Genel Başkanı Derya Akbıyık ve Genel Başkan Yrd. Ali Yıldız’ın sorusunu cevaplayan TTK Genel Müdürü Burhan İnan; Redevansa verdikleri sahalardan, redevansçıların ürettikleri kömürün ton başına 6-7 ila 15 TL civarındaki bedelin 2008 yılında 10 milyon dolar civarında olduğunu, 2009 yılında da ekonomik krizden dolayı aynı civarda geliri elde edeceklerini tahmin ettiklerini beyan etti.

Ödemelerin nasıl yapıldığına dair bir soruyu cevaplayan İnan: “Redevansçı diyor ki ‘Ben yılda şu kadar ton kömür üreteceğim. Ton başına da şu kadar vereceğim’. (Tabii bu rakamlar her yıl enflasyon oranında artıyor) Redevansçı, verdiği o taahhüdü üretse de üretmese de biz o rakamı alıyoruz. Yani 150 bin ton kömür üreteceğim dedi de, 100 bin ton üretti; biz o aradaki farkı da ondan alıyoruz. Taahhüdünden fazla ürettiyse de, kantarlar yoluyla belirlenen bu fazla üretimin farkını da üçer aylık dilimler halinde redevansçıdan alıyoruz.” dedi.


HABER 4

TTK’ya 1452 kişi alınacak


Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti (ZGC) Genel Başkanı Derya Akbıyık ve Genel Başkan Yrd. Ali Yıldız, TTK Genel Müdürü Burhan İnan’a çeşitli sanatlardaki işçi açıkları olup olmadığını sordular.

Haber-Fotoğraf: AJANS ZGC67 (ALİ YILDIZ)

Yan sanatlarda çalışanların, üretimde çalışanlardan daha fazla olması gerektiğini, kömürün ayaklarda üretim işçisi tarafından çıkarıldıktan sonra, yeryüzüne kadarki süreçlerin de ihmal edilmemesini tekrarlayan İnan; yeraltındaki çeşitli sanatlarda personel eksikliklerin giderilmesi amacıyla, teknik personel alımı taleplerinin olduğunu beyan etti. “Talebimiz devam ediyor. Hazine değerlendirmesini sürdürüyor. Bekliyoruz.” dedi.

En son 908 teknik personel talebimiz olmuştu, diyen İnan: “O günden bu güne kadar ortaya çıkan emeklilikler neticesindeki eksikliklerimizi de ilave ederek, toplam 1452 kişilik üretime destek veren sanatlarda personel talebimiz var. Önümüzdeki günlerde, bu talebimizin gerçekleşeceğini umuyoruz.” dedi.




HABER 5


Kömür üretiminde ve işçi randımanında artış var

Haber-Fotoğraf: AJANS ZGC67 (ALİ YILDIZ)

2010 yılının ilk dört ayının kömür üretimi ve işçi randımanları belli oldu. 2009 yılının ilk dört ayı ile 2010’un ilk dört ayının kömür üretimi ve işçi randımanları kıyaslandığında, her iki alanda da önemli artışlar oldu. İşçi azalmasına rağmen, geçen yılın ilk dört ayına göre bu yılın ilk dört ayında 69 bin ton 517 kiloluk bir artış söz konusu.


TTK yetkililerinden edindiğimiz kesin bilgilere göre; TTK’nın 2009 yılının ilk dört ayında üretmiş olduğu tüvanan (olduğu gibi çıkarılan) kömür miktarı 896 bin ton 143 kilodan, 2010 yılının ilk dört ayında 1185 bin ton 134 kiloya yükselerek 288 bin ton 991 kiloluk bir tüvanan kömür üretimi artışı oldu.

Yine TTK’nın 2009 yılının ilk dört ayında üretmiş olduğu satılabilir kömür miktarı 595 bin ton 920 kilodan, 2010 yılının ilk dört ayında 665 bin ton 437 kiloya yükselerek 69 bin ton 517 kiloluk bir satılabilir kömür üretimi artışı oldu.


Öte yandan, işçi randımanlarındaki artışlar ise söyle: Günlük Satılabilir İçeri Randıman 2009’un ilk dört ayında 802 kiloydu, 2010’un ilk dört ayında 860 kiloya çıktı. Satılabilir içeri randıman artış farkı, kişi başına günlük 58 kilo.

Günlük PAÜİ Randımanı (Pano Ayak Üretim İşçisi): 2009’un ilk dört ayında kazmacı başına 1984 kiloydu, 2010’un ilk dört ayında kazmacı başına 2177 kiloya çıktı. PAÜİ (Pano Ayak Üretim İşçisi) randıman artış farkı, kişi başına günlük 193 kilo.

Günlük Satılabilir Genel İşçilik Randımanı: 2009’un ilk dört ayında 634 kiloydu, 2010’un ilk dört ayında 691 kiloya çıktı. Satılabilir içeri randıman artış farkı, kişi başına günlük 57 kiloluk bir artış gerçekleşti.


TTK Genel Müdürü Burhan İnan, Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti (ZGC) Genel Başkanı Derya Akbıyık ve Genel Başkan Yrd. Ali Yıldız’a yaptığı açıklamada: “Kömür üretiminde ve işçi randımanlarındaki bu artışlar ile yıllık hedefleri olan iki buçuk milyon ton kömür üretimini gerçekleştirmeye çalıştıklarını” beyan etti.



HABER 6


TTK Yönetim Kurulu sayısı, karar alma usul ve yöntemleri


"TTK Yönetim Kurulu 2’si Enerji Bakanlığını temsil eden üye olmak üzere toplam 6 üyeden oluşmaktadır."


Haber-Fotoğraf: AJANS ZGC67 (ALİ YILDIZ)


Doğal gazın Zonguldak’a gelmesi halinde TTK’nın nasıl etkileneceği, herhangi bir zararının olup olmayacağına yönelik soruyu yanıtlayan TTK Genel Müdürü Burhan İnan; doğal gaz ile kömür alanının farklı alanlar olduğunu söyledikten sonra; “Biz yakımlık kömürü kırıcıyla 0,10’a dönüştürür, demir çeliklere metalürjik kömür olarak satarız. Bir sıkıntımız olmaz dedi.

Öte yandan Erdemir ve Kardemir’e metalürjik kömür satımında herhangi bir sıkıntı olmadığının altını çizen İnan; TTK Yönetim Kurulunun yapısıyla ile ilgili bir soruyu yanıtlarken “TTK Yönetim Kurulu 2’si Enerji Bakanlığını temsil eden üye olmak üzere toplam 6 üyeden oluşmaktadır” dedi. Enerji Bakanlığını temsil eden 2 üyeden birinin “KİT üretim alanı ile ilgili idari ve teknik deneyime sahip olması gerektiğini; diğerinde ise bu şartın aranmadığını” söyledikten sonra; toplam 5 yönetim kurulu üyesi ile görev yapmakta olduklarını ve bu sayının da karar almak için yeterli olduğunu sözlerine ekledi.

Kararnamede, “salt çoğunlukla karar alınır” ibaresinin olması nedeniyle, “yeterli karar alma üye sayısının dört yönetim kurulu üyesi” olduğunu tekrarladı. “Eğer Yönetim 6 kişi olur ise 4 kişinin oluru ile karar geçiyor. Eğer sayı 4 kişi olur, 4’ü olur kararı verir ise karar geçiyor. Eşitlik olması durumunda, tıkanmayı önlemek için Genel Müdürün verdiği oy 2 oy sayılıyor” diyerek; hem TTK Yönetim Kurulu sayısı ve hem de karar alma usul ve yöntemleri konusundaki merak edilen soruları yanıtlamış oldu, hem de bu vesileyle kamuoyunu bilgilendirdi.




HABER 7



Kurumu, iyi yönleriyle konuşur hale getirmek lazım


TTK’nın bir okul olduğu, bu havza için çok şey ifade ettiği bilinci ile hareket edilirse; kurum yıpratılmaz, iyi yönleriyle konuşulur hale gelir ise kurum da bundan çalışanlarıyla birlikte pozitif enerji alır.

Haber-Fotoğraf: AJANS ZGC67 (ALİ YILDIZ)

TTK Genel Müdürü Burhan İnan, Genel Maden İş ile ilişkilerinin çok olumlu düzeyde olduğunu, sendikanın çok iyi niyetli olduğunu; kurumun geleceği noktasında TTK Yönetimi olarak sendika ile aynı şeyleri düşündüklerini söyledi.

“Biz sendikamızın bu olumlu tavrından çok memnunuz.” diyen İnan: “Her zaman söylüyorum, Zonguldak’taki aktif ve pasif bütün bileşenlerin, bu yönde el ele vermesi lazım. Kuruma sahip çıkılması lazım. Kurumu yıpratmamak lazımdır. Kurumu, iyi yönleriyle konuşur hale getirmek lazım. Basına da bu konuda sorumluluk düşüyor.” dedi.

Öte yandan “Tahlisiyecilik” in Türk Madenciliği açısından önemine dikkatleri çeken inan; İş Güvenliği ve Eğitim Daire Başkanlığına bağlı Merkez Tahlisiye İstasyonunun 1938 yılında kurulduğunu hatırlattı. O günden beri başta TTK olmak üzere ülkemiz madenciliğine hizmet vermekte olduklarını söyleyen İnan “Kurtarma, ocak yangını, göçük açma, enkaza girme, gazla mücadele konularındaki uzmanlığı sebebiyle, ülke sathındaki birçok kamu ve özel maden işletmelerine tahlisiye ve ilk yardım eğitimi veriyoruz.” dedi.

Ayrıca olağan üstü durumlarda, kurtarma hizmeti de verdiklerini sözlerine ekledikten sonra, Ülkemizde 12 ilde faaliyet gösteren toplam 16 maden işletmesi ile gelen talepler doğrultusunda Üniversite öğrencilerine de kurtarma ve iş güvenliği konularında eğitim verilmekte olduğunu söyledi.

TTK’nın, bu güne kadar on bine yakın Türk madenciliğine tahlisiye elemanı yetiştirdiğine işaret eden İnan: “Eğer TTK olmasaydı, bu mümkün olmayacaktı. Olmasını istemeyiz ama yeraltında patlama olduğunda, onu alacak eğitilmiş eleman yani tahlisiye ekibi bulamazdınız. Dolayısıyla TTK’nın bir okul olduğu, bu havza için çok şey ifade ettiği bilinci ile hareket edilirse; kurum yıpratılmaz, iyi yönleriyle konuşulur hale gelir ise kurum da bundan çalışanlarıyla birlikte pozitif enerji alır.” dedi.




HABER 8

Lavuar alanının devrine, mevzuat engeli


TTK Genel Müdürü Burhan İnan, her vesileyle Zonguldak gündemine gelen ve bilgisi olan olmayan kesimlerce sıkça tartışılan lavuar alanının “trampa yöntemiyle” Zonguldak Belediyesi’ne devri ve yasal mevzuatın kapsamı hakkında kamuoyunu bilgilendirici önemli açıklamalarda bulundu. Geçtiğimiz hafta başında, Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti (ZGC) Genel Başkanı Derya Akbıyık ve Genel Başkan Yardımcısı Ali Yıldız’ın lavuar alanı ile ilgili sordukları bir soruyu yanıtlarken, trampa ili ilgili yasal mevzuata dikkatleri çekti. Şehir merkezindeki (eski) Lavuar alanını yasal mevzuat çerçevesinde kentin hizmetine vermek, kentin gelişimine katkıda bulunmak istediklerini, ama lavuar alanını Zonguldak Belediyesi’ne doğrudan veremediklerini, çünkü ilgili yasal mevzuatın bunu engellediğini; Lavuar alanının bu şekilde kalmasının Zonguldak adına çok acı olduğunu sözlerine ekledi.

Haber-Fotoğraf: AJANS ZGC67 (ALİ YILDIZ)

TTK Genel Müdürü Burhan İnan, her vesileyle Zonguldak gündemine gelen ve bilgisi olan olmayan kesimlerce sıkça tartışılan lavuar alanının “trampa yöntemiyle” Zonguldak Belediyesi’ne devri ve yasal mevzuatın kapsamı hakkında kamuoyunu bilgilendirici önemli açıklamalarda bulundu. Geçtiğimiz hafta başında, Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti (ZGC) Genel Başkanı Derya Akbıyık ve Genel Başkan Yardımcısı Ali Yıldız’ın lavuar alanı ile ilgili sordukları bir soruyu yanıtlarken, trampa ili ilgili yasal mevzuata dikkatleri çekti. Şehir merkezindeki (eski) Lavuar alanını yasal mevzuat çerçevesinde kentin hizmetine vermek, kentin gelişimine katkıda bulunmak istediklerini, ama lavuar alanını Zonguldak Belediyesi’ne doğrudan veremediklerini, çünkü ilgili yasal mevzuatın bunu engellediğini; Lavuar alanının bu şekilde kalmasının Zonguldak adına çok acı olduğunu sözlerine ekledi.

Burhan İnan; “Bizim hazineye ait kullandığımız yerler var. Mesela Karadon’da kuyularımızın, binalarımızın, tesislerimizin olduğu yaklaşık 135 bin metre karelik yer de bunlardan birisidir. Hazineye ait olan ve üzerinde tesislerimiz bulunan yerlere karşılık, lavuar alanını hazineye vereceğiz. Onu trampa edeceğiz. Biliyorsunuz hazine, bizim de sahibimiz. Devlet hazinesi bizi de finanse ediyor. Neticede orası milletimizin malıdır. Yani milletin malını, millete veriyoruz.” diyen İnan, trampa mevzuatıyla ilgili sözlerine şöyle devam etti: “Biz lavuar alanını belediyeye doğrudan veremiyoruz. Belediyeye verebilmemiz için, yüksek planlama kurulu (YPK) kararı gerekiyor. Mesela Zonguldak Belediyesi, geçtiğimiz yıllarda Kozluya giden sahil bandında halkın kullanımı için park yaptı. Orada eskiden bizim şist bantlarımız vardı. O alanı, YPK kararıyla Zonguldak Belediyesine verdik. Biz kurum olarak kendimiz belediyeye veremiyoruz. Mevzuatımız müsait değil. Biz lavuar alanını hazineye devredeceğiz. Hazine de muhtemelen belediyeye devredecek. Neticede belediye de devletin kurumu. Zonguldak’ın önünü açacak her türlü olaya iyi niyetle yaklaşıyor ve süreci tıkamadan gerekeni yapıyoruz. ” dedi.

Lavuar alanının bu şekilde kalmasının Zonguldak adına çok acı olduğunu, ama ileriki süreçlerde ortaya güzel şeylerin çıkacağına inandıklarını, işte o zaman TTK olarak biz “bizim de burada bir katkımız var, diyebiliriz. “ diyerek; mevzuatın elverdiği oranda, lavuar alanı konusunda kentin yararına olan her şeye olumlu yaklaştıklarına vurgu yaptı.

Röportaj: Ali Yıldız&Derya Akbıyık
Haber-Fotoğraf: Ali Yıldız(10 Mayıs 2010)