"Karanlığa paydos", aydınlığa merhaba

"BASIN, MİLLETİN MÜŞTEREK SESİDİR" K. ATATÜRK

AYDIN DÜŞÜNCE

Karanlıkları aydınlatalım

Bu Blogda Ara

Sayfalar

17 Mayıs 2020 Pazar

Zihnimizin Komutanları

Neye göre, hangi durumlarda; nasıl ve ne yönde karar veririz? Aldığımız kararlar, acaba bizi nereye götürür? İçimize sinmiş, özgün kararlarımız mıdır? Karar alma süreçlerimizi, doğrudan veya dolaylı olarak bire bir etkileyen, yönlendiren, şartlandıran... etkenlerin, kaynağında ne vardır?..
     İşte tüm bu ve benzeri soruların kaynağına inip, cevaplarını araştıran sosyal bilimciler, üç ana katmanın kalıplarına ulaşırlar:
1- Dış dünya katmanı,
3- İç dünya katmanı,
2- Dil ve kültür katmanı.

1- Bir günde, Dış dünyamızdan, binlerce mesaj alırız. İletişim araçları tv, radyo, gazete, dergi, sosyal medya vs. vs. Gündelik yaşamımızda ki arkadaşlardan, diğer kişilerden, olaylardan, gördüklerimizden, duyduklarımızdan vs. vs. Binlerce mesaj bombardımanı ile karşı karşıya kalmaktayız.
3- İç dünyamız; dış dünyamızdan gelen bu binlerce mesajı, alır. Beyin süzgecimizde, süzer. Eler ve gereksinim duyduğu, uygun bulduğu mesajları içselleştirir. Ve hafızamıza depolar.
2- Dış ve iç dünyamız arasında öyle bir katman vardır ki elektrikli bir motor gibi dış ve iç dünyamızın tüm bağlantı ağlarını, anında kesip atar. Baskı uygular. İç dünyamıza kapanmaya ve/veya tamamen dış dünyamıza odaklanmamıza neden de olabilir. Kendimizden, özümüzden koparabilir! Doğduğumuz andan itibaren içinde bulunduğumuz dilin ve kültürün, kişiliğimizin üzerinde öyle bir etkisi vardır ki duyu, düşünce, davranış, karar alma... gibi bir çok alanda görünmez bir biçimde baskılayıcı, kalıplayıcı bir etkisi vardır. İşte bu, dil ve kültürden oluşan "tabulaşmış kalıplarımızın" çoğu zaman farkında olmayız! Sorgulamayız! Taaa ki güncelimizde yaşanan veya içinde bulunduğumuz durumla çatışana kadar.
          Dil ve kültür katmanında ki tabulaşan kalıplarımızı, çoğu zaman sorgulamaya dahi tabi tutmayız! Şartsız ve koşulsuz bir şekilde içselleştiririz! Bu kalıplaşan kabullerimizi, tutumlarımızı, davranışlarımızı, düşünce sistemimizi, inançlarımızı, algılarımızı, kararlarlarımızı, sorgulamadan, olduğu gibi kabul edip içselleştirdiğimiz için; bir anlamda "zihnimizin komutanları" gibi davranırlar. Her hangi bir durum karşısında; istemsiz bir refleks gibi şartlandırılan kalıplarımız, anında olaylara müdehale etmemize neden olurlar! Müdehale etmesek bile, o yönde düşünmemize, fikir sahibi olmamıza ve karar almamıza sebep olur, yani kalıplarlar!
    Dış ve iç dünyamızda gelişen olayların, kalıplanmış bir insan için pek de bir önemi yoktur. Çünkü araştırmaz, sorup sorgulamaz, içselleştirmez... Çünkü dil ve kültür katman kalıbı, dış ve iç dünyamızın tüm bağlantılarını söküp atmıştır.  İşte o görünmeyen kalıplar, sorgusuz sualsiz devreye girmiş; zihnimizin komutanları emir vermiştir! Artık mantık aramak boşunadır! Çünkü mantık, devre dışı kalmıştır...

Bilerek veya bilmeyerek oluşan "şartlandırılmış algı çemberi"nin dışına çıkmak, öze ulaşmak mümkün müdür? Elbette mümkündür. Şöyle ki:
İçinde bulunduğumuz ortam ve şartlar değişir, somut gerçeklerle yüzleşilirse, evet. Gerçeklerin, gereksinimlerin, duygu ve düşüncelerin iç dinamikleri; dil ve kültürden oluşan kalıplanmış algı çemberi ile çatışırsa, evet. O da yetmez! Dış ve iç dünyamızın tüm gerçeklerini kökünden kesen zihnimizin komutanları olan dil ve kültür sistemimizin, temelden değişmesi ve/veya devre dışı kalması gerekir ki bu da acı gerçeklerin, birey yada toplumun kalıplarını temelden yıkması, öze ulaşması, diğer bir deyişle "zihinsel bir sıçrama" ile mümkündür.
        İşte bu durum:
İstemsiz davranışlarımızın, harekete geçiş tetikleyicilerimizin, karar alış süreçlerimizin, güdüleniş ortamlarımız... gibi kalıplarımızın; karar alış süreçlerimizi etkileyen tüm köprülerin, temelden yıkılmasını ve yüksek bilinçli bir bakış açısının zihnimize yerleştirmemizle mümkündür. Kişi ve/veya toplum, kendisiyle yüzleşmeli; gönüllü mahkumiyet zincirleri kırılmalı. Ve bilinçli bir algı sıçramasına geçilmelidir. Her ne kadar da olsa, iç dinamikleri tetikleyen ortam ve şartların zorlaması ile uzun vadede bu mümkün olsa da ömür denilen süreçler için bu olasılık çok kısa! Birey veya toplumun "algı sıçraması" yapması dermek, söylemesi kolay ama yapması çok zor bir durumdur. Ama mümkündür. Gerçeği, var olduğu gibi görmek ve kabullenmek, yüzleşmek ve zaman geçirmeksizin, çözüm odaklı mücadele etmekle mümkündür. Olmazsa olmaz bu gerekçeler, telafisi mümkün olmayan tehlikelerin, yıkımların ve tesimiyetin önlenmesi için yaşamsal önemdedir.
           Gerçi dış ve iç dünya temsilleri, dinamikleri; dil ve kültürün dinamikleri ile sürekli bir şekilde çatışma halinde olsa da bu süreçleri hızlandıracak, katalizör etkisi yapacak olguları, akılcı ve bilimsel yöntemlerle birlikte, acilen devreye sokmak, zaruridir. Devinim yoksa, esaret kaçınılmaz sonuçtur. Arada ki mesafeyi kapatmak için ise yürümek değil; koşmak gerekir, koşmak. Karanlıkları aydınlatmak. Kanayan yarayı; pansumanla geçiştirmek değil, kanamayı durdurmak gerekir...

Kendi hayatımızı, an'ımızı bireysel ve toplumsal hayatımızı... trübünden izlemek yerine; sahaya inip, doğum ile ölüm aralığında ki hayat dansımızı, başkaları bizim adımıza değil, bilakis kendimiz yapmalıyız. Kendi yaşantımız ile ilgili öncelikler listemiz; eğer ki bağımsız, özgün ve kendi oluşturduğumuz liste değil ise potansiyel tehlike her zaman var demektir. Diğer bir deyişle; Ali gelir, Veli gider. Ömür geçer ama süreç devam eder. Sonuç odaklı durum, asla değişmez! Bilinçli bir algı sıçraması yapabilen bireyler veya toplumlar; tünelin sonunda ki ışığa, ellerindeki akılcı-bilimsel yol haritası rehberliğinde,  kısa sürede ulaşabilirler ama diğer durumdakiler için bu mümkün değildir.           Örnek mi?
Örnek, M. K. Atatürk gibi ezilen-sömürülen toplumlara ancak yüzyılda bir gelen bir kurtarıcı/dahi ile mümkün olabilir. Atatürk,  T. C. Devletini kurarken yaptığı temel devrimlerle, köklü bir değişim- dönüşümü gerçekleştirmiştir.  Yıkılan, İmparatorluk kalıntılarından; tarıma dayalı toplum yapısını değiştirmiş, akıl be bilim sayesinde, çağdaş topluma geçiş süreçlerinde bir sıçrama yapmıştır. Söz konusu bu zihinsel sıçramayı gerçekleştirirken. en yakınında ki yol arkadaşlarıyla dahi ters düşse bile ikna etmeyi ve birlikte geleceğe yürümeyi gerçekleştirebilmiştir. İşte tüm bu gerekçelerle; elimizde, M. K. Atatürk gibi müthiş bir deneyim/kazanım var. Bunun bilincinde olmak ve onun yol haritasını güncelleyip, uygulamak; işimizi kolaylaştırsa da bunun için güçlü bir iradenin olması, olmazsa olmazımızdır. Başka bir seçeceğimiz de yoktur. Yolumuz uzun ve bir çok engellerle dolu. Farkında olmanın farkına varsak da varmasak da ne yaşayabileceğimiz başka bir dünya var ve ne de ikinci bir hayatımız var, ortada. "Kültürel Kalıplar'ının esaretinden kurtulabilenler için; Cennet ile Cehennem, doğum ile ölüm aralığındadır". İşte bu gerekçeyle, ulaşmamız gereken hedefin yolu uzun, taş-diken vs engellerle, tuzaklarla dolu! Böylesi bir yolculuğun, bilincinde olmak; sabırla ve akılcı-bilimsel yöntemlerle o yönde adımlarımızı atmak mecburiyetindeyiz. İçinde bulunduğumuz tünelin ortam ve şartlarına, karanlığına teslim olmadan; tünelin sonunda ki ışığa doğru inançla, sabırla ve kararlılıkla, yılmadan yürümek değil, koşmak gerekir. Çünkü kapanması gereken makas açısı ve kaybedilmiş uzun bir zaman dilimi vardır.

Not: Bu makaleyi yazmamda ki önemli etken, Prf. Dr. Erol Manisalı'nın son makalesinden etkilenmiş olmamdır. Manisalı'ya göre; İnsanlığın şu anda, içinden geçmekte olduğu süreç, vahim durumda.
Makalenin özeti şöyle:
"... Kovid-19, Almanya ve Fransa laboratuvarlarında üretildi. ABD. de geliştirildi. Önce Çin'de, daha sonra tüm dünyaya uçaklar vasıtasıyla yaygınlaştırıldı! G5 ve G6 teknolojilerine geçmenin alt yapısını oluşturmak için önümüzdeki süreçte robotlar genel müdür, fabrika müdürü, üst düzey yönetici vs. Olacak! Robotlara cip takılıyor ama insanlara cip takımasını kabul ettirmek gerekiyor! Bunun için Kovit-19 pandemisi laboratuvarlarda geliştirildi! Aşı yapılırken, insanlara cip de takılacak! İngiltere'de G5 merkezine göstericilerin saldırması, tahrip etmesi bu yüzden!...  1947'de uzaylılar ile temasa geçildi! ABD açıklamıyor ama uzay teknolojisi bilgileri alındı, zamanla yaşama uygulandı! Uzay teknolojisi olan Web ağı, bilgisayar, tablet, cep telefonu vs. ile pandemi aşısı sayesinde, insanlara cipler takılacak ve insanlar kontrol altına alınacak..."
Bu korkunç iddialar eğer ki gerçekleşir ve insanlığın köleleşmesi anlamında ki bu süreç işlemeye başlarsa, vay insanlığın geleceğine...

Hayat Dansı 

Ben, yürümek değil; 
koşmak istiyorum, koşmak. 
Kendi hayatımı trübünden izlemek değil, 
Sahada mücadele eden oyuncu, olmak istiyorum. 
Neden anlamıyorsunuz, neden? 
Ve ben yine, 
evrensel ilke ve değerler musikisi eşliğinde; 
Doğum ile ölüm arasında ki 
Sadece bana özel o süreçte, 
Kendi hayat dansımı özgürce, 
icra etmek, istiyorum. 
Hepsi bu kadar. 

Yok, hata yaparmışım;  
doğru karar alamaz, aldanır-aldatılırmışım...! 
Tüm bunlardan, sana ne?  
Sana ne arkadaş, sana ne? 
Doğru ile yanlış da var, 'Hayat dansı' dediğimde. 
Aklımı, irademi... yok sayman, niye? 
Bu yetki ve cesareti... 
Ben vermedim, vermem ki size!   
Çek o kirli ellerini, üzerimden; 
Gölge etme, başka bir şey istemem senden. 
Ben, koşmak; 
Sahada mücadele eden oyuncu olmak, 
düşmek ve düştüğüm yerden tekrar kalkmak; 
Kendi hayat dansımı, 
yine kendim yapmak, istiyorum. 
Neden anlamıyorsun ki neden? 
İnsanım ben, insan. 
Kölen değilim ki kölen! 
Algılarımla, kararlarımla, tercihlerimle; 
güncelimle, hayatımla... oynama; 
Oynama, yeter!  

Hem sen, kim oluyorsun ki? 
Benim adıma, benim yerime
Ve benim hakkımda, hayati kararlar alıyor; 
İçinde benim olmadığım o kararları, 
yine bana karşı uyguluyorsun! 
Sorgusuz, sualsiz; kul-kölelik bekliyorsun! 
Dört bir tarafından kuşattığın 
Ve bir sarmal içine çekmeye çalıştığın... 
İşte o hayat var ya o hayat, benim. 
Nerede kaldı benim duygularım, 
düşüncelerim, güncelim, özelim; 
Geleceğim, temel hak ve özgürlüklerim... 
Nerede kaldı ki nerede? 
Bir anlamı, karşılığı var mı, sende? 
Üstelik, kene gibi çöreklenmişsin üzerime! 
Kanımdan besleniyorsun bir de! 
Hayır, hayır, hayır... 
Kesinlikle, kabul etmiyorum. 
Reddediyorum, Red. 
İşin aslı, işte o kadar. 
Doğuştan gelen tüm hak ve özgürlüler... 
Bana emanet, bana. 
Bu gasp, hangi hukukta var; Söyler misin? 
Ve hangi hakla? 
Yok, böyle bir dünya! 
Olmaz, olamaz da asla. 
Üstelik bu çağda, hem de 21. yy'da! 
"Eğer ki böyle bir dünya varsa, 
veya yaratılmak isteniyorsa... 
Düzen, çıldırmış olmalı ki 
Faşizmin postalı, egemen olmuştur iktidara..!". 
Bir de "kölelik kalktı" diyorsunuz; 
Demokrasi, insan hakları;  
Evrensel ilke ve değerlerden bahsediyorsunuz!  
Pöööhhh... Hadi ordan, hadi ordan; 
Yerer ki gölge etme, çekil aradan! 
Bana yeter, can veren yaradan. 
Nokta. 
A. Y.     16/05/2020 








27 Nisan 2020 Pazartesi

‘Kendi Hayatımızın Efendisi’ Olmak

Bir insanın, kendi iç dünyasında, “kendisine çizmiş olduğu sınırlar kadar, aşılması zor bir sınır" yoktur. Üstelik bu sınırlar içine, kendi kendimizi hapsettiğimiz gibi özgürlüklerimizi de sınırlandırmış oluruz! "Özgürlükler Evreninde” kendimize çizmiş olduğumuz  sınırlar kadar özgürlüğümüz  oldugunu bilir ama yine de bu sınırları aşmak için kendimizle savaşmayı göze almak istemeyiz! Kendisiyle mucadele eden, özüne erişen, kendini aşan kişi, kalıplarını  yıkan, sınırlarını aşan kişidir. Onun vereceği kararlar, Özgür iradesinin yansımalarıdır. Vicdani hürdür. Kalıpların ve çevresinin baskıları, dayatmaları ve yönlendirme çabaları; onun vereceği kararlarda veya atacağı adımlarda etkili olmaz/olamaz. Kararları özgündür ve vicdanına karşı sorumlu olduğu için, sorumluluklar bilinci içinde, uyumlu yaşar. Çünkü gücünü, özünden alır. Kendisine, özüne  yabancılaşmaz, başkası değil kendisi olur.

 İç ve dış dünyamız ile kültürün dayatmış olduğu yıkılması gereken o kadar çok kalıplarımız ve sınırlarımız vardır ki bunlar, özümüze ve özgürlüğümüze giden yolda, aşılması gereken engellerdir. İşe önce kendimizden yani kendimizi keşfetmeye başlamakla ilk adımı atmak gerek. Egomuzun tuzağına düşmeden; eksi ve artı yönlerimizi, hatalarımızı, başarılarımızı-başarısızlıklarımızı olduğu gibi kabul etmez ve düzeltmeye çalışmazsak; kendimize yapacağımız bu yolculukta, tekrar başa dönmüş oluruz!
Böylesi durumlarda, beğendiğim çok güzel bir söz var:  
"Benim en büyük rakibim, yine kendimdir".
Kendimize yapacağımız bu iç yolculuk, son nefesimize kadar bitmez. Biter diyen, “kendi sınırları içine kendini hapsetmis ve kalıplarıyla küçük algı dünyasının girdabında dönüp duran zavallılar”dır!

 Evet arkadaş, kendi iç dünyamızın sınırlarını  kaldırmaya, kendi kalıplarımızı-algılarımızı  yıkmaya ve kendi özümüze dönmeye hazır mıyız? Yarın olmaz hemen şimdi.  Şimdi karar vermenin tam da zamanı. Yarin çok geç olabilir! Bir saat sonrasının garantisini, kim verebilir ki? Ya “kendi hayatımızın efendisi olacağız” ya da "kalıplarımızın kölesi olarak; kendimize, özümüze  yabancılaşacak ve ‘sürü psikolojisine’ teslim olacağız ”! Bunun, üçüncü bir seçeneği, kestirmesi  yok, arkadaş...
Dizginleri sizin elinizde olmayan bir hayat, sizin hayatiniz olabilir mi? İyi düşünmeli ve "doğru karar verilmeli” ki "İşte bu hayat benim hayatım, hayatımın her anını dolu dolu yaşıyorum. Yaptığım hatalardan sonuçlar çıkarıyorum" diyebilmelidir her insan.  Kendimize ait olmayan bir hayatı, bilinçsizce yaşamaktan daha acı, ne olabilir ki? 
Dizginleri, elimizde olmayan böyle bir hayat, bizim hayatımız olabilir mi? 
Her şey ama her şey “düşüncede başlar”.
Düşünüyorsam, varım. Düşünmüyorsam, hayat sahnesinin figüranıyım!
Her şey işte bu kadar açık ve net. Düşünmüyor, aklımı kiraya veriyorsam, MOKtur işim!..     

Hayatınızla ilgili kararların alınmasında, etkili olmak istemez misiniz?
Diğer bir deyişle:
“Kendi hayatınızın ‘Efendisi’ olmak” istemez misiniz?...
Cevabınız ‘Evet’ ise kalıplarınızın dışına çıkarak ‘Gözlemci Göz 👁 ile’ yani ‘Akıl Gözü ile’ gözlem yapmanız gerekecek ki bu da kalıplarınızın baskısından-kuşatmasından kurtulup, duygu-düşünce ve iç konuşma sisteminizi, davranışlarınızı, karar alma-verme süreçlerinizi, hayata bakış felsefenizi... zorunlu olarak sık sık güncellemeniz gerekecek, demektir. Zihin bahçenizde ki zararlı ve yabani otları, hasat mevsiminden önce sık sık temizlemezseniz, maddi ve manevi olarak zarar edersiniz.
Niçin, zarar edersiniz?
Çünkü ‘üç ektiğiniz tarladan, bir biçersiniz’ de onun için...
Hayatımızı etkileyen tüm olaylarda, verdiğimiz-vereceğimiz tüm kararların, sonuçlarıyla yüzleştik-yüzleşeceğiz.
Yani ‘ne ekersek, onu biçeriz’. Ne eksik, ne bir fazla.
Arpa ekip de buğday biçeni, gördün mü hiç?

    A.Y.   27/04/2014 -- Ali Yıldız

3 Nisan 2020 Cuma

Varoluşumuza, Kendi Özümüze, Son Çağrı


“Koranaviruslü Günlerimiz, biz İnsanlara, son çağrı mı?
Ellerimizi, elbiselerimizi, evimizi, çevremizi... dezenfekte ediyor ve temizliyoruz.
Amaaa
Kalbimizi, gönlümüzü, ufkumuzu, önyargılarımızı, düşüncelerimizi, duygularımızı, kinimizi, nefretimizi, ayrımcılığı-kayırmacılığı, ayrıştırmayı-kutuplaştırmayı, kamplaştırmayı, ötekileştirme ve bölmeyi, kötü niyetimizi, husumeti, bencilliğimizi, kendi çıkarlarımızı... kısaca paradigmalarımızı kökünden değiştirmeden;
‘Dezenfekte ve temizlik yaptım’ diyebilir misiniz?
Diyen, kendini kandırır!...

Fırsat, işte bu fırsattır. Pekala yapabilir, başarabiliriz. ‘İnsan gibi İnsan’ olabiliriz. Dünyanın en güzel cümlesini ‘Seni Seviyorum’u, önce kendimize, sonra birbirimize açık yüreklilikle, karşılıksız ve çıkarsız bir şekilde, pekala söyleyebiliriz.

Her şeyden önce, Sen ve ben,  ikimiz de insanız. Varoluşumuzdan gelen ‘5 Temel Varoluş İlkeleri’ne inanmak ve uygulamakla sorumluyuz:
1- Sen ve ben varız;
2- Sende ve bende bir bozukluk yok, biz normaliz;
3- Sen ve ben, sevmeye-sevilmeye layığız;
4- Sen ve ben değerliyiz, tekiz;
5- Sen ve ben güçlüyüz; yapabilir, başarabiliriz.

‘Her ne kadar da doğuştan gelen farklılıklarımız olsa bile; Sen, beni tanımasan-sevmesen bile; Seni, çıkarsız-önyargısız seviyorum, arkadaş’. Bunu bilmeni ve unutmamanı, Şartsız-koşulsuz-gönlünden geçtiği gibi sevmeni çok hem de çok istiyorum. Her daim Sağlıklı ve mutlu, gönlüne göre huzurlu kal. Neden mi? Çünkü sen, İnsanlığa lazımsın be arkadaş. Neden lazım olduğunu, neden var olduğumuzu/var olmak zorunda olduğumuzu, ortam ve şartlar her ne olursa olsun asla ama asla unutma/unutturma. Unutma ve unutturma ki sen, İnsan oluşumuzun 5 temel ilkesinden çok ama çok daha değerli ve tek olduğunun ‘bilinçli savunucusu olduğuna’ kararını ver. Bu dünyada, çok farklı bir dünyayı yaşamak-yaşatmak, mümkün.

Biz, ne olduğumuzu ve ne olmadığımızı; çok iyi bilenlerden, olalım. Biz, İnsanız, İnsan. İnsan olmamız, bize yeter de artar bile. Yeter ki sen de ‘İnsan gibi İnsan olmayı’ hele bir dene. ‘İnsan gibi İnsan olmayı denediğin an’ göreceksin ki güneş, tebessümle ve bir başka doğacaktır her yeni güne, geleceğe...
‘Yeniden doğuş’ az mı?
Yeter de artar bile, bize.

Bu işin, şakası yok, arkadaş!
Başka bir kestirme yolu da yok! Başka bir hayatımız da olmadığına göre; el ele, gönül gönüle vererek, hep birlikte, yeniden doğmalıyız her yeni güne...
Sen olmadan, olmaz; olamaz, arkadaş!
Sen olmayınca biz, ‘BİZ’ olamayız ki!

A.Y. 03/04/2020


29 Mart 2020 Pazar

“Bakmak İle Görmek” Farkındalığı

“Dünyayı karmaşaya- bilinmeze sürükleyen Kovit-19 Salgını, dünyanın mevcut tüm alanlarındaki dengeleri alt-üst emekte ve ezberleri ‘ışık hızı ile yıkmaya’ devam etmektedir ki İşte bu tesbit, çok ama çok önemlidir. 21. yy.’ı yaşadığımız şu günlerde, Küresel değişim-dönüşüm süreçlerinin, vahşi kapitalist düzenin insani olgu ve değerleri yok saydığı bir zaman tünelinin içinden çok hızlı bir şekilde geçmekteyiz. Süreçleri, akılcı ve bilimsellik boyutları ile sorgulamaktan öte, odaklanmak gibi bir sorumluluğumuz da vardır ki bu durum varoluş ile paralel, doğru orantılıdır.

Klasik deyimle, ‘21. yy’ın Yeni Dünya Düzeni Kuruluyor’ ve her ülke, hak ettiği yeri alıyor/alacak.
‘Komple Teorisi’ diyerek önemsemeyen, küçümseyen, önlem almakta geciken ülkeler ise kendi içlerine doğru ekonomik, siyasi, kültürel vs. alanlarda, kendiliğinden içe doğru çökerek; yıkımsal bedeller ödemenin çok ağır faturası ile bu gün değilse bile yarın karşılaşacak ve yüzleşeceklerdir! Bu gerçeğin, başka bir kestirme bir yolu da yoktur.

İçinden geçmekte olduğumuz,  küreselleşmiş mevcut süreç, yarının yani 21. yy’ın Yeni  Dünya Düzeninin kurulmasına doğru, çok ani ve çok hızlı bir şekilde, hazırlıksız yakalanarak evrilmektedir.
‘Farkında olmanın farkındalığı’na erişemeyenlerin, yarınları da ol(a)mayacaktır. Neden mi? Mevcut büyük resmin, izah etmekten hiç de sakınmadığı gerçek, bize bunu haykırmaktadır da onun için.
Hazırlıklı olmak lazım, hazırlıklı. Çünkü Kovit-19’un, Kovit-20 Versiyonu da mutasyona uğramakta gecikmeyecektir. Tüm insani değer ve ilkeleri hiçe sayan vahşi kapitalist bir düzende ‘olumsuzluğu, olumluya dönüştürmek isteyenler’ çoktaaan avuçlarını ovuşturmaya başladılar bile!!
Sorulması gereken ana soru şu:
‘Olmak istediğimiz yerde miyiz, olduğumuz yerde miyiz, yoksa olduğumuz yerden içe doğru çökmekte miyiz?’ Evet, evet. ‘Ayak takırtısına koşmayanlar için’ İşte bütün meselenin indirgendiği noktanın yalın gerçeği, budur!
Birey ve/veya Ülke olarak, bu güne kadar neler yaptıklarımızdan daha çok; ‘21.yy Dünya Düzeni’  kurulurken, neler yapmakta olduğumuz ve kararlı-dirençli duruşumuz çok, ama çok daha önemlidir. Neden mi, önemli? Eğer ki ‘Tünelin sonunda ışık yoksa’ bilinmeze yani karanlığa mahkum olmak demek, mecburiyete direnmeden, peşinen teslim olmak, demektir de onun için. Bu durum da olası en kötümser senaryo, demektir ki ancak ve ancak ‘Varlığını sürdürebildiğin süreçler içinde’ varsın. Kovit-19 dünyanın ve ülkelerin tüm ezberlerini-alışkanlık ve davranışlarını kökünden  değiştirmekte; sosyal, ekonomik, siyasal, kültürel, psikolojik, davranışsal...  vs. tüm boyutlarında kalıcı tahribatlara yol açmaya ne yazık ki devam etmektedir. Sadece bizim ülkemiz değil, tüm dünya sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal vs. boyutlarda izole edilmekte ve tüm boyutlarda çöküntü tufanı ile test edilmektedir!
Kovit-19 Kaosu sonrası kurulacak ‘21. YY. Yeni Dünya Düzeni’nde var oluşumuzu sürdürebilmek için; Yarınları kurtarmak adına, bu günden alınacak akılcı ve bilimsel tedbirlerle yarınlarımızı kurtarmamız  lazım. Mutlaka lazım Ama nasıl? Bilim adamlarına göre; Kovit-19 Aşısının bulunması ve uygulanabilmesi için en az 12-18 aylık bir zaman dilimine gereksinim var. Bu süreçte alınan-alınacak önlemler bizi Kovit-19 sonrası kurulacak ‘21. YY. Yeni Dünya Düzeni’ne taşıyacak mı, taşımayacak mı? İşte bütün mesele budur. Sonra ki mücadele, mutasyona uğramış ve üzerimize gelmekte olan Kovit-20 ile olacaktır ki Kovit-19’da kazandığımız/kazanacağımız tecrübe ve deneyimlerimiz, hiç kuşkusuz, biricik yol haritamız, pusulamız olacaktır.
İşte, karşı karşıya olduğumuz durumla mücadelenin, kısa özeti ve genel çerçevesi budur.
Kıssadan hisse:
‘Olaylara sadece bakmakla yetinmeden -Farkında Olmanın Farkındalığına Erişerek- akıl gözü ile geleceği görmek için, Paranın yönünü izlemek ve yalın gerçeği, varoluş-sonuç ilişkileriyle birlikte ‘tümevarımın bütünselliği içinde’ görmek gerek. Diğer bir deyişle ‘Düşünüyorum ve yarınlarda varolmak için aldığım doğru-önleyici kararlar kadar yarınlarda varım,; yok eğer akılcı-doğru  kararlarım yoksa, yarınlarda yokum’. Bu acı gerçeği, hiç bir sanı, doğma  değiştirmez/değiştiremez’. Çünkü hiç bir ortam ve şartın gücü, bu gerçeği değiştirmeye yetmez/yetemez!”.
     A. Y.      26/03/2020